24 Haziran 2014 Salı

Tefe’ül - tevafuk-Teşe’üm-Evham-vesvese- tahkik-teberrüken taklid-teferruk- teferrüs- teferrüt- tefessüh-

https://twitter.com/kanaryamfenerli __/\/\____________/\/\_____________ KANARYAM █▓▒░▒▓█ FENERLİ ¯¯¯¯¯¯\/\/¯¯¯¯¯¯¯¯¯\/\/¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯ Âlimleri irfan sahib eden, üç harf ile beş noktadır.(عشقْ) Mü'minleri duhûlü cennet eyleyen, beş harf ile üç noktadır. (ايمان) Ugur inancı da bundan önce saydığımız batıl inançların akrabalarındandır ve Islâm'la kaldırılmıştır. Kur'ân-ı Kerim'de ugursuzluktan sözeden üç âyet-i kerîme vardır ve üçü de kâfirlerin uğursuz saymalarını anlatır. (Yâ-sîn (36) 7 8; Neml (27) 47; A'raf (7) 131.) Bu bile, uğursuzluğun, müslümanların işi olmadığını bize anlatmaya yeter.uğursuzluk gütmenin şirk olduğunu söylemiş, bir hadîslerinde de aynı sonuca varmak üzere uğursuzluğun "Cibt"e, yani Allah'ın dışında edinilen ilâhlara tapmak olduğunu haber vermiştir. (Ebû Dâvûd, tib 23; Müsned NI/477, V/60; Ibn Hibbân age. VN/ 646; Bir hadis-i şerifte de: "Bir kimseyi uğursuzluk gütmesi bir ihtiyacından alıkoyarsa şirk koşmuş olur" Münavî, Feyz VI/136 Ahmed ve Taberanî'den Hasen.) Çünkü herhangi bir şeyi uğurlu ya da uğursuz sayan insan, sanki o konudaki tesiri o şeye bağlamış demektir. Halbuki, her şey Alah'ın dilemesi ve gücüyle olur. Bu yüzden, her insanda bir parça da olsa uğursuz.sayma inancı bulunduğunu, böyle bir şeyle karşıkarşıya gelen insanın, yolundan dönmemesi gerektiğini söyleyen hadîsten sonra Ibn Mes'ûd, bu tür uğursuzluk düşüncesinin ilâcının "tevekkül" olduğunu söyler. (Ebû Dâvûd, tib 24; Tirmizî, siyer 47; Ibn Mâce, tib 43; Müsned I/389, 438, 440.) Peygamber Efendimiz de böyle bir durumla karşılaşan insanın; "Allühümme Lâ-ye'tî bi'l-Hasenâti illâ ente velâ yedfe'ussevvyiâti illâ ente, velâ havle velâ kuvvete illâ bike" yani. "Allahim iyilikler sadece senden gelir, kötülükleri de ancak sen savabilirsin, her türlü güç ve kuvvet ancak sendendir" (Ebû Dâvûd, tib 24.), demesini öğütler. Ibn Âbidîn: Uğursuzluk gütme, mütevekkil müslümanların değil, yahudilerin bir sünnetidir, der.( Ibn Âbidîn VI/363-64.) "Uğursuz sayan da uğursuz sayılan da bizden değildir..." (age. V/385 (Taberâni'den. Hasen İslam öncesi Kabe'de Hübel isimli putun önünde bulunan fal okları Mekke toplumu tarafından çok sık baş vurulan vasıtalardan biri idi[3]. Hz. Peygamber'in dedesi Abdülmuttalib'in, Zemzem kuyusunu açarken sadece Haris isimli bir oğlu vardı. Kureyşlilerden bazı kişiler tarafından rahatsız edilmesi üzerine bu durumu kendisini savunacak oğullarının olmamasına bağlayan Abdülmuttalib, Allah'ın kendisine on oğul vermesi karşılığında oğullarından birini kurban edeceğine dair bir adakta bulunmuş, daha sonra on oğlu dünyaya gelmişti. Kurban edilecek oğlunu belirlemek üzere çektiği kura ileride Hz. Peygamber'in babası olacak olan Abdullah'a çıkmıştı. Abdullah'ın kurban edilmemesini isteyen Kureyş'ten bazı kişilerin ısrar ve tavsiyeleri üzerine Medine'de bulunan bir kahineye gitmişti. Kahine, Abdülmuttalib'den Mekke'de bir kişinin diyetinin on deve olduğunu öğrenmesi üzerine yapılması gerekenleri anlatmıştı. Bu tavsiyeye uyarak Kabe'deki fal oklarına müracaat eden Abdülmuttalib, üzerlerinde "Abdullah" ve "Deve" yazan oklardan çekmiş, ilk on çekişte gelen "Abdullah"tan sonra on birincide "Deve" çıkmıştı. Abdülmuttalib iki kez daha fal oku çekmiş, bunlarda da deve çıkması sonucunda yüz deveyi kurban etmişti[ İbn Sa'd, Tabakâtü'l-Kübra, Beyrut tsz., I/88-94; İbn Hişam, es-Sîretü'n-Nebeviyye, tahk. Muhammed Muhyiddin Abdulhamîd, Beyrut 1981, I/164-169.]. Fatih Sultan Mehmed'in, dönemin Ebu Hanife'si olarak bilinen Molla Hüsrev'e ve diğer din bilginlerine Kur'an falı baktırdığı[Sennur Sezer, Osmanlı'da Fal ve Falnameler, İstanbul 1998, s. 11-12.], Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin Kur'an'la fala bakana "şer'an bir şey lazım gelmeyeceği" fetvası[Sennur Sezer, a.g.e., s. 13.] Kur'an fallarının Cafer-i Sadık[Ayşe Duvarcı, Türkiye'de Falcılık Geleneği ile Bu Konıda İki Eser: "Risâle-i Falnâme-i Ca'fer-i Sâdık" ve "Tefe'ülnâme", Ankara 1993.], Hz. Ali[İsmet Şanlı, "XVI. Yüzyıl Divan Şairi Fedâyî ve Fâl-nâme-i Kur'ân-ı Azîm'i", U.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Bursa 2003, Yıl: 4, Sayı: 5, 2003/2, s. 161-178] ve hatta Hz. Peygamber'den geldiğini peşinen ifade ederler. Bazı Kur'an fallarında yer alan "inanmayanlara Müslüman adı verilemeyeceği ve bu rivayetin Hz. Peygamber'den geldiği" [Mehmet Temizkan, "Bir Kur'ân Falı", Milli Folklor, 2007, Yıl 19, Sayı 74, s. 70-74.] ifadesi bu anlamda dikkat çekicidir. "Kur'an Falı" demek yerine "Tefe'ül-nâme"[ Yusuf Ziya Sümbüllü, a.g.m., s. 386-387.], "Fâl-ı Hemze"[Mehmet Temizkan, a.g.m, s. 71.] gibi başlıklar kullanmışlardır. Kur'an falları, ya tek harfin yorumu veya harf gurubunun yorumu şeklinde ortaya çıkmaktadır[Sennur Sezer, a.g.e., s. 18-35.] Kur'an Falı, tek harf yorumuna dayanan bir eserdir. Bu eser, Süleymaniye Kütüphanesi, H. Semsi-F. Guneren Blm. No: 35'te 132a-142b yaprakları arasındadır ve toplam 233 beyitten oluşmaktadır. Mesnevi nazım şekliyle ve aruzun Mefâ'îlün mefâ'îlün fe'ûlün kalıbıyla kaleme alınmıştır. Aruz ve bazen de kafiye hatalarına çokça rastlanan eserin şairi belli değildir. Yazılış tarihi hususunda da her hangi bir kayıt bulunmayan eser, dil, üslup ve kelime kullanımı bakımından Eski Anadolu Türkçesi özelliklerini taşımaktadır. Harekesiz olan ve sade sayılabilecek bir Türkçeyle kaleme alınmış olan mesnevide "dürüşmek, güman, igen, yavuz, yahşı, toylamak, tapu, keleci, delim, yiğirek" gibi arkaik kelimelerle birlikte Arapça ve Farsça kelimeler de kullanılmıştır. Bu bakımdan eserin XIII-XV. Yüzyıllar arasında yazılmış olduğu söylenebilir. Kitap ismi olmaksızın besmeleyle başlayan ve 10 beyitlik bir girişten sonra Elif'den Ye harfine kadar 29 harfle ilgili ve her bir harfin yorumu için farklı sayıda beyitten meydana gelen bir eserdir. Esere göre, Kur'an falına şu şekilde bakılır. Abdest alınarak üç Fatiha, bir İhlas, yedi istiğfar ve yedi salavattan sonra "Allâhümme innî tevekkeltü 'aleyke ve veccehtü vechî ileyke ve tefe'eltü bi-kitâbike'l-kerîm ve'l-furkâni'l-'azîm fe-erinî mâ hüve'l-meknûn fî-sırrıke'l-mektûm fî-ġaybike'l-mahzûn. Allâhümme ahric lî âyeten estedillü bihâ 'alâ kazâike ve kaderike fî hâcetî. Allâhümme erini'l-hakka fe-etbe'uhû ve erini'l-bâtıla fe-ectenibuhû. Bi-rahmetike yâ erhame'r-râhimîn" duası [Ey Allah'ım, sana tevekkül ettim ve yüzümü (yönümü) sana çevirdim, yüce Kitabın ve büyük Furkanınla tefe'ül ettim. Saklı gaybında ve saklanmış sırrında olan gizleri bana göster. İhtiyacım olan şeyle ilgili bana kaza ve kaderini öğrenebileceğim bir ayet çıkar. Allah'ım bana doğruyu göster ki ona uyayım ve bana batılı göster ki ondan uzak durayım. Rahmetinle, ey merhametlilerin en merhametlisi.] okunarak Kur'an-ı Kerim açılır. Sağ sayfanın ilk ayetinin ilk harfine bakılır. Bundan sonra hangi harf geldiğinde ne olacağı harf sırasına göre anlatılmaktadır. u Kur'an falında Elif harfi anlatılırken, diğer Kur'an fallarında göremediğimiz Hz. Hızır'ın bir duasından bahsedilmektedir. Bu dua şöyledir "Sübhâne'llâh mâ-şâe'llâh lâ yesûku'l-hayra illa'llâh Mâ-şâe'llâh lâ yasrifü's-sûe illa'llâh. Mâ-şâe'llâh lâ kuvvete illâ bi'llâhi'l-'aliyyi'l-'azîm" Tefe'ül sonucunda gelen harflere olumluluk ve olumsuzluk açısından baktığımızda, harflerin yarısından biraz fazlasının eserin müellifi tarafından iyiye yorumlandığı görülür. 29 harften 16 tanesinin (Elif, Be, Se, Cim, Hı, Dal, Re, Sin, Dad, Zı, Kaf, Lam, Mim, Nun, Vav ve Ye) hayra delalet ettiği, 13 harfin (Te, Ha, Zel, Ze, Şın, Sad, Tı, Ayn, Gayn, Fe, Kef, He ve Lamelif) gelmesi durumunda sonucun hayırlı olmayacağı fakat aceleci davranmayarak, bir süre niyetin tehir edilmesi ve sabredilmesi, namaz kılarak hayır ve hasenatta bulunulması durumunda sonucun hayra dönüşeceği ifade olunmaktadır. Rasûlüllah (Sallellahü aleyhi vesellem)in peygamberliğinden önce müfsid cinler kâinat idaresine ait bazı haberleri Mele-i Â’lâ’dan kulak hırsızlığı yaparak çaldıkları bazı haberleri kâhinlere ve sihirbazlara ulaştırırlardı. Sahih-i Müslim’de Hz. Aişe (Radıyallahü Anha) validemizden rivayet edilen hadis-i şerif şöyledir: Hz. Aişe (R.Anha) Rasulüllah (s.a.v.)’a şöyle suâl açtığını hikâye eder: “Ya Rasulellah! Kâhinler bize bazı şeyler söylüyorlar, onları doğru buluyoruz!” Efendimiz (s.a.v.) Hz.leri cevaplarında: “O bir hak kelimedir, yani doğru sözdür ki, onu cinni ezberler ve dostunun kulağına atar; ve o doğruya yüz yalan ekler” buyurdular.Sahih-i Müslim’deki bir hadis-i şerifte: “Bir kimse bir biliciye, bir falcıya varıp ondan bir şey sorar ve ona inanırsa: kırk günlük namazı kabul olunmaz”Buharî’nin (Kitabü’t-tıb)ta Enes (r.a.)’den rivayet ettiği hadis-i şerifte bu hakikat şöyle ifade edilmiştir. “Adva-yani uyuz ve taûn gibi hastalıkların kendi kendine başkalarına geçmesini kabulden ibaret olan inanç-yoktur. Tıyere: -yani hayvanların ve kuşların hareketlerini uğursuz saymak da yoktur. Ancak iyi bir tefe’ül yani hayra yormak hoşuma gider. Sordular fâl-i hayır, hüsn-ü tefe’ül nedir ya Rasûlellah? Buyurdular ki: Güzel bir kelimedir.” Evet dilimizde “Fâl-i hayır”, “hüsn-ü tefe’ül” denilen şey ki: güzel bir kelimeden hayır manası çıkarmaktır. Ebü’l-Kasim el-Kuşeyri (986-1074 M.) diyor ki: Ebu Bekr b. Fürek El-İsfehanî (? - 406 H.) den dinledim. Diyordu ki: “Ben bir fitne yüzünden bağlı olarak Şiraz’a götürülmüştüm. Sabah vakti şehrin kapısına yaklaşmıştık. Çok üzgündüm. Aydınlık başlayınca gözlerim şehrin kapısının yanında bulunan bir mescidin mihrabı üzerindeki yazıya takıldı. Orada “Allah kuluna kâfî değil mi?” âyeti yazılı idi. Bunu görünce hemen kalbime bir kanaat geldi ki ben bu fitneden doğrudan doğruya Allah’ın yardımı ile yakın bir zamanda kurtulacağım. Ve öyle de oldu. Tefe’üle Osmanlı tarihinden de bir misal: Avusturyalı Hammer tarafından kaleme alınıp Mehmet Ata tarafından dilimize terceme edilen Osmanlı tarihinde: Fatih’in 1473 M. Ve 878 Hicri yılında Uzun Hasan ile yaptığı savaştan önce gördüğü ve sonradan ayni hakikat olarak çıkmış bir rü’yasının, Evliyaullah’tan Akşemseddin (Kuddise sirruhu) Hz.leri tarafından tabir edildiği kaydedildikten sonra aynen şu satırları okuyoruz: “Kendisi -Yani Akşemseddin (k.s.) Hz.leri Kur’andan tefe’ül ederek “Emsalsiz bir zafer ile Allah seni -düşmanlarına- galip ve üstün getirecektir.” (Feth/3) âyet-i kerimesi zuhur ettiğini, âyet-i kerimenin -ebced hesabı ile- 878 tarihini gösterdiğini ve kâf-ı hitap Hz. peygambere işaret olup nâm-ı padişahî Muhammed olmakla nusretin bu tarafta olacağına delâlet eylediğini söylemiştir.Kur’an’dan tefe’ül şöyle yapılır: Bir niyet tutularak Kur’an açılır. Sağ sayfada göze çarpan ilk âyetin mânasından çıkan sonuç ile tefe’ül edilir. Edebî ve tarihî kaynaklarda bu tür tefe’ül ile ilgili pek çok bilgi bulunmaktadır. II. Mehmed. 1446’da tahtı babasına terkedip Manisa’ya dönmek zorunda kaldığında Molla Hüsrev kendisini teselli etmek için Kur’an’dan tefe’ül etmiş, pek yakında yine padişah olacağı müjdesini vermişti. Özellikle sıkıntılı zamanlarda çok yaygın olarak başvurulan bu usul Kur’an’ın anlaşılıp uygulanmasını engellediği için Mehmed Akif tarafından, “İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin/Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için” beytiyle tenkit edilmiştir.Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Meŝnevî’si ve Dîvân-ı Kebîr’i ile Sa‘dî’nin Gülistân’ı, Hâfız, Yûnus Emre, Niyâzî-i Mısrî’nin divanları da tefe’ül amacıyla kullanılmıştır. Ahmediyye, Muhammediyye ve Envârü’l âşıkîn gibi bazı eserlerle tefe’ül etmek halk arasında çok yaygın bir gelenektir. Bunların münevver zümre arasında en çok rağbet bulanı Mevlânâ’nın Meŝnevi’si ile Sa‘dî nin Gülistân’ı ve Hâfiz-ı Şîrâzînin divanıdır. Özellikle Dîvân-ı Ĥâfıž’ın kitap falları arasında ayrı bir yeri vardır. Bu eserden fal açmak için söylenen, “Ey Hâfız-ı Şî-râzî bize bir bak! Ben bir fal açmak istiyorum, sen de bütün gizlilikleri bilirsin” mânasına gelen şu Farsça tekerleme bütün İslâm dünyasında Dîvân-ı Ĥâfıž’dan tefe’ülün ön şartı gibi kabul edilerek asırlarca tekrarlanmıştır: “Ey Hâfız-ı Şîrâzî/Ber mâ nazar endâzî/Men tâlib-i yek fâlem/Tu kâşif-i her râzî. Fasîh Ahmed Dede’nin divanı da Mevlevîler arasında bu maksatla çok kullanılan bir eserdir. Uygulanması kolay olduğu için eski toplum hayatında her sınıf insanın bu eserlere çok sık müracaat ettiği bilinmektedir. Bu kitaplardan fal açmak, “kitap falı” denilen bir fal türünün doğmasına sebep olmuştur. 4000 yıllarına kadar uzandığını gösteren belgeler, Mısır, Çin, Babil ve Kalde 'de falcılık yapıldığını ortaya koymaktadır. En eski falcılık örneklerinin Mezopotamya'da bulunduğu tahmin edilmektedir." Çoğu Akkad'lar döneminde geliştirilmiş birçok kehanet tekniği bazı talihsizliklerden geleceğin tahmini yoluyla uzaklaşılabileceği düşüncesine dayanıyordu. Bu tekniklerin çeşitliliği ve günümüze ulaşan yazılı belge zenginliği ise kehanet ilminin hemen hemen bütün toplumsal katmanlarda saygınlığının olduğuna işaret eder.Timur, Melfuzât’ta “Çocukluk Çağı ve Şeyh Şemsüddin’in Rehberliğinde Eğitim” başlığında, kendisiyle ilgili bilgiler verirken, isminin Kur’an’dan tefeülle belirlendiği konusunda açıklamalarda bulunmaktadır. Timur’da karar veremediği durumlarda Kur’ân’a bu amaçla sık sık kullanmaktadır. Nitekim bir başka yerde, “bir işi yapmaya niyet etsem, istişare bir neticeye ulaşınca yine Kur’an’dan tefeül ederek, ona göre davranırdım” der.Ankara Savaşında mağlup ettiği Yıldırım Bayezid’i Kayser olarak anan Timur onun askerlerini de Rum olarak anar ve şöyle der : “Sonra kendüm Angürya yoluyla Kayser üstüne leşkerlerle yürüdüm. Kayser Bâyezid ise atlı ve yaya olarak yüz bin askerle beni karşılamıştı. Savaş başlayınca Rum askerini yendim. Askerlerim Kayser’i esir alıp önüme getirdiler. Yedi yıllık seferden sonra zafer ve galibiyetle Semerkand’a geri döndüm.” İSTİHARE..Seyit bin Tavus De’evat-u Hatip’ten naklediyor ve o da Hz. Rasulullah (s.a.a)’ten naklediyor ki buyurdu: Kuran-ı Kerim’den tefe’ül (yardım almak) istediğin zaman ; İhlas suresini üç defa oku. Sonra Muhammet ve O’nun aline üç defa salavat gönder. Sonra söyle: Ellahumme inni tefe’eltu bi kitabike ve tevekkeltu eleyke fe erini min kitabike ma huve mektubun min sirrikel meknuni fi ğeybik Sonra cami (Bütün surelerin olduğu)bir Kuran al sayfa ve sıraları saymadan sağdan ilk satırı al (oradan manayı çıkar). BAŞKA İSTİHARE ŞEKLİ.Bil ki Allame Meclisi Şıh Yusuf Katibi’nin öğrencilerinin yazdıklarından rivayet ediyor ki o da Ayetullah Alleme’nin hattından naklediyor:Hz. Sadık (a.s) buyurdu: Aziz kitaptan istihare etmek istediğin zaman besmeleden sonra söyle:İn kane fi gezaike ve gederike en temunne ela şieti ali Muhammed (s.a.a) bi fereci veliyyike ve huccetike ela helgike fe ehric ileyna ayeten min kitabike nestedillu biha zalike Sonra Mushaf-ı Şerif’i açıyorsun altı sayfa sayıyorsun ve yedinci sayfadan altı satır sayıyorsun ve ona bakıyorsun ve neticeyi oradan çıkarıyorsun. ZAT-UR RİFA İSTİHARE NAMAZI (NAMAZ İLE İSTİHARE) Kılınış tarzında zikredilir ki: Bir işi niyet ettiğin zaman al üç yaprak ve üçüne böyle yazıyorsun.Bismillahirrahmanirrahim Heyretun minellahil ezizil hekim li fulan ibn-i filan if’el Diyer üç sayfaya da aynı duayı yazıyorsun ama (if’el) yerine (La tef’el) (??) yazıyorsun. Onları kendi namazlığının altına bırakıyorsun. İki rekat namaz kılıyorsun ve namazdan sonra secdeye gidiyor ve secdede yüz defa bu duayı okuyorsun.Esteğirullahe birehmetihi hiyareten fi afiyetin Sonra oturuyorsun ve diyorsun.Ellahumme hir li vehter li fi cemi umuri fi yusrin minke ve afiyeh Sonra kağıtlara elini vuruyor ve onları karıştırıyorsun. Sonra birer birer dışarı çıkarıyorsun. Üç if’el peşpeşe çıkarsa o niyet ettiğin işi yapıyorsun. Eğer üç La Tef’el çıkarsa o niyet ettiğin işi yapmıyorsun. Eğer bir İf’el çıkar ve sonra La Tef’el çıkarsa beş sayfa çıkarır ve üç kağıt eğer İf’el çıkarsa ve iki kağıt La Tef’el o işi yaparsın. Tam tersi çıkarsa yani üç La Tef’el ve iki İf’el o işi yapmazsın. Muallif (Şıh Abbas Kumi) diyor: İstiharenin manası hayır talep etmektir. O zaman yapmak istediğin her şeyde Hakkı Taala’ dan hayır talep et. Rivayet olmuştur ki gece namazının son secdesinde hayır talep et. Yüz bir defa söyle:Estehirullahe birahmetih Sabah namazının nafilesinin son secdesinde ve diğer nafilelerin tüm rekatlarında da istihare müstehaptır. TESBİH İSTİHARESİ Bil ki Allame Meclisi (r.a) macit babasından naklediyor ve o da Şıh Bahai’den nakletmiştir ki müzakere ediyorlarmış Hz. Kaim (af)’den tesbih ile istihare olayını.Bu dur ki tesbihi eline alır ve üç defa salavat çevirir Muhammed ve Ali Muhammed’e (saa). Sonra tesbihten bir kısmını tutar ve ikişer ikişer çekmeye başlar. Sona bir tane kalırsa o niyet ettiği işi yapar ve iki tane kalırsa o niyet ettiği şeyi yapmaz. BAŞKA BİR TESBİH İSTİHARESİ Şıh Cevahir sahibi buyurmuştur: Bizim zamanımızdaki bazılarının yaptığı bir istiharedir ki Mevla’mız Hz. Kaim (a.f)’e nispet verilmiştir. Dua ve kıraat tan sonra tesbihten bir miktarını tutar ve sekiz sekiz saymaya başlar. Kalan tek olursa iyi ve çift olursa men demektir. Kalan sayı üç ise yapmak ve yapmamak aynı derecededir. Kalan dört ise iki men demektir. Eğer beş tane kalırsa bazıları onda zorluklar ve eziyet vardır demişler ve bazıları da yapılmasını kötü bilmişlerdir. Eyer altı tane kalırsa çok çok iyidir ve o işte acele etmelidir. Eyer yedi tane kalırsa hükmü beş ile aynıdır. Eyer sekiz kalırsa dört men demektir. BAŞKA BİR TESBİH İSTİHARESİŞıh Şehit Zikra kitabında buyuruyor: Şehit Garevi ki Seyyid-i Kebir Abit Raziyuddin Muhammed b. Muhammed Alademi el Huseynin zamanında yaşamıştır ondan önce meşhur olmayan bir istihare şekli de vardır ki buna adedi istihare denir. Bizde onu çeşitli rivayetleri ile kendi şıhlarımızdan Şıh-ı Kebir Fazil Cemaleddin bin Mutahher’den ki o da babasından ve o da Seyyid Reziyyuddin’den ki Hz. Sahib-ul Emr (a.f)’ten nakledilmiştir: Fatiha suresini on defa okuyorsun, ya da üç defa ya da en az bir defa. Sonra Kadir suresini on defa sonra bu duayı üç defa: Ellahumme inni estehiruke li ilmike bi agibetil umuri vesteşiruke li husni zenni bike fil umuri vel mehzuri Ellahumme in kanel emrul fulani mimma ged nitet bil bereketi e’ecazuhu ve bevadihi ve huffet bil kerameti eyyamuhu ve leyalihi fe hir li Ellahumme fihi hiyereten teruddu şemusehu zelulen ve teg’ezu eyyamehu seruren Ellahumme imma emrun fe e’temiru ve imma nehyun fe enteha Ellahumme inni estehiruke birehmetike hiyereten fi afiyetin Sonra tesbihten bir miktar alıyorsun ve hacatını niyet ediyorsun. Eğer tuttuğun miktar çift ise bu yap demektir. Eğer tek ise bu yapma demektir. Ya da tam tersi tek iyi çift kötü ki bu da istihare edenin kendi niyetine göredir. İSTİHARE İÇİN ÖZEL VAKİTLER Bil ki Merhum Muhaddisi Kaşani Takvim-ul Muhsinin de Kuran Kerim ile istihare konusunda haftanın günleri içerisinde belli saatler zikretmiştir. Ve bunun meşhur olduğunu zikretmiştir. Gerçi biz buna rivayetlerden delil bulamadık. Demiştir:Pazar günleri iyidir öğleye kadar. İkindi den sonra da akşama kadar.Pazartesi günleri güneş çıkana kadar. Güneş yükseldikten sonra öğleye kadar ve ikindiden sonra yatsının sonuna kadar.Salı günleri güneş yükseldikten sonra öğleye kadar ve ikindiden sonra yatsının sonuna kadar. Çarşamba günleri öğleye kadar. İkindiden sonra da yatsının sonuna kadar.Perşembe günleri güneş çıkıncaya kadar. Öğleden sonra da yatsının sonuna kadar.Cuma günleri güneş çıkana kadar ve güneş yükseldikten sonra da ikindiye kadar. Cumartesi günleri de güneş yükselene kadar ve öğleden ikindiye kadar.Bu cetvel Muhakkiki Tusi’nin Medhel-i Manzum’undan alınmıştır. Şıh Abbas Kumi’nin Mefatih-ul Cinan kitabından alınmıştır İstiare hususunda Sahîh-i Buharî'de yer alan 598 nolu hadis şöyledir: Abdullah b. Cabir (ra)'den rivayet olunmuştur: "Resûl-i Ekrem (sav) istihareyi bize Kur'an-ı Kerim'den bir sûreyi öğretir gibi öğretirdi. Şöyle buyurdu: "Sizden biriniz bir iş yapmayı tasarladığı zaman, farzın dışında iki rek'at namaz kılsın ve şöyle desin: ["Allahümme innî estehıyrüke bi-'ılmike ve estakdirüke bi-kudretike ve es'elüke min fazlike'l-'azîm fe-inneke takdirü ve lâ-akdirü ve ta'lemü ve lâ-a'lemü ve ente allâmü'l-ğuyûb. Allahümme in künte ta'lemü enne haze'l- emre hayrün lî fî dînî ve ma'îşetî ve âkıbeti emrî fe-yessirhü lî sümme bariklî fîhi ve in künte ta'lemû enne hâze'l-emre şerrün lî fi dînî ve ma'îşetî ve 'âkıbeti emrî fasrifhü 'annî vasrifnî anhü ve akdür li'l-hayre haysü kâne sümme ardınî bihî"] بَابُ التَّفَعُّلِ Tefe’ül: إِسْتَبْرَكَ : إِسْتِبْرَاكاً تَفَاؤُلٌ ( ج ) تَقَاؤُلاَتٌ : تَفَائُلٌ ( ج ) تَفَائُلاَتٌ إِسْتِهَامٌ ( ج ) إِسْتِهَامَاتٌ بَابُ التَّفَعُّلِ Buhârî, K. et-Tıb, 43, 44; Müslim, K. es-Selâm, 110. tefeüle Herhangi bir şeyden uğur çıkarmak, hayra yormak, iyiliğe işaretler bulmak... Bunda isabet etmese de, hayra yorduğu şeylerden bu mânâlar gerçekte çıkmasa da bir mahzur olmaz. Çünkü sonuç kötü değil, iyidir. iyiliğe sebep olmakta mahzur söz konusu olmaz. Bazen hakikaten ihtiyaca binaen çıkarılıyor karşımıza ama bunu sıklaştırmak çok doğru olmasa gerek. [1]l açmak.[2]Bazı hâdiseleri, tevafukları uğurlu saymak. Meselâ: Bir kitabı rast gele açarak ilk tevafuk eden yeri okuyup ona dikkat ederek onu uğurlu ve esas bir ders sayma gibi.[3]Olacak şeyi tahmin etmek. (Zıddı: Teşe'üm) (Kur'an ile tefe'üle ve rü'yaya itimada ehl-i hakikat tarafdar değiller. Çünki: Kur'an-ı Hakîm, ehl-i küfrü, kesretle ve şiddetli bir tarzda vuruyor. Tefe'ülde, kâfire ait şiddeti, tefe'ül eden insana çıktığı vakit, yeis veriyor; kalbi müşevveş ediyor. M.) (Beşer idrakinin akibetini kestiremediği mühim işlerde İslâm dini istihare ile tefe'ülü tâlim etmiştir... S.B.M. C: 11 sh: 113) (Ebu Hüreyre'den (R. A.) Resülullah'ın (S.A.M.): "İslâm'da teşe'üm yoktur, en hayırlısı tefe'üldür" buyurduğunu işittim, dediği rivayet olunmuştur. Mecliste bulunanlar: Tefe'ül nedir Ya Resülallâh! diye sordular. Resül-i Ekrem: Sizden birinizin duyduğu güzel sözdür buyurdu.Teşe'üm, şom tutmak ve hayırsız saymak demektir. Tefe'ül de uğurlu ve hayırlı saymaktır ki dilimizde yom tutmak diye ifade ederiz. Güzel sözle tefe'ül hakkında en güzel misal, Resül-i Ekrem'in Hudeybiyye seferinde Süheyl bin Amr'ın adiyle tefe'ül buyurmasıdır... Hudeybiyye'de Kureyş, müslümanları müşkil bir vaziyete soktuğu sırada Kureyş tarafından muahede akdine mezun bir hey'etin Süheyl bin Amr'ın riyaseti altında gelmekte olduğu duyulunca Resül-i Ekrem uysallık ve yumuşaklık ifade eden (Süheyl) adiyle tefe'ül ederek ashabına: "Artık işiniz kolaylaştı!" buyurmuştur.Güzel sözle tefe'üle dair güzel bir misâl de Arab edip ve şâiri Asmaî, İbn-i Avn'den hikâye ederek vermiştir ve doktora gitmek üzere evinden çıkan bir hastanın: (Sâlim) diye birisinin çağrıldığını duyarak hastalığından kurtulacağına yom tutmasıdır, demiştir. S.B.M. C: 12 Hadis no: 1936) Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36] "Ölüm kesin bir gerçektir". kaziyesini düşündü. Kendini batakl?k çamurunda gördü. Medet istedi, bir yol arad?, bir hâlâskâr taharri etti. Gördü ki, yollar muhtelif; tereddütte kaldı. Gavs-ı azam olan Şeyh-i Geylânî Radıyallahu Anhın Fütuhu'l-Gayb namındaki kitabıyla tefe'ül etti. Tefe'ülde şu çıktı: "Sen dârü'l-hikmettesin; önce, kalbini tedavi edecek bir tabip ara." Acaiptir ki, o vakit ben Dârü'l-Hikmeti'li?slâmiye âzâsı idim. Güya ehl-i islâmın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta bendim. Hasta evvelâ kendine bakmalı; sonra hastalara bakabilir.... (Mektubat) “Ya rab! Çaresi bulunan şeyde acze, bulunmayan şeyde ye’se düşürme bizi… Kur'ân ile tefe'üle ve rüyaya itimada ehl-i hakikat taraftar değiller. Çünkü, Kur'ân-ı Hakîm, ehl-i küfrü kesretle ve şiddetli bir tarzda vuruyor. Tefe'ülde, kâfire ait şiddeti, tefe'ül eden insana çıktığı vakit yeis veriyor, kalbi müşevveş ediyor. (Mektubat) Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir. Bildiğiniz gibi, bir kitabı gelişigüzel açarak ilk tevafuk eden yeri okuyup ondan bir mesaj çıkarmaya tefe'ül denmektedir. Kur'an-ı Kerim'de, inançsızların anlatıldığı ve onların tehdit edildiği pek çok ayet bulunduğu için, tefe'ülünde bu ayetlerden biri çıkınca insanın ümitsizliğe düşme ihtimali olduğundan dolayı ve objektif bir kural olarak kabul edilemeyeceğini göstermek maksadıyla, İslam uleması Kur'an ile tefe'ülde bulunmaya taraftar olmamışlardır. Bununla beraber, Şah Veliyullah Dihlevî gibi büyükler arasında Kur'an ayetleriyle tefe'ülde bulunanlar da vardır.Ancak bir kimse bu konuda kendisi için tefe'ül yapsa bile, bir başkası için yapması doğru değildir. Bu nedenle Kur'an ayetlerine bakarak evlenecekler hakkında karar vermeyi uygun değildir. hıristiyanlık'ta benzer bir kavram olarak bibliomancy ve stichomancy kavramlarını barındıran fiildir. bibliomancy biraz daha genel bir ifade, ama ikinci tabir, bilhassa incil'i açıp geleceği yorumlamak gibi şeylerle gerçekleştiriliyor. tefeül'e gelecek olursak... tefeül için öncelikle, sakin bir kafa yapısı olması lazım. yani aklın müşevveş fikirlerle bulanmaması, ruhun nispeten duru ve dingin bir halde olması şarttır. yoksa benim gibi sıradan bir insanın, dur bakayım kur'an'dan hangi sayfa karşıma çıkacak deyip rastgele bu işe girişimesi beklenen neticeleri vermeyebilir. "büyük metafiziksel sorulara cevap aramak, varlığın ve gerçekliğin anlamına vakıf olmak veya bu kadar önemli olmayan günlük kararlar almak için kutsal veya antik kitaplardan rasgele sayfalar açmak ve açılan sayfadaki ibarelerden yorumlar çıkarmak."bir çeşit fal gibi gözükse de kutsiyet atfedilen mercinin takdirine bırakmak gibi birşey aslında. iran'da gençler sık sık hafız'ın* divanından tefe'ül açarlar.çift tırnak ile yazılanı yani tefe''ül arapçada dönüşlü fiil veznidir. beşinci vezin olarak da geçer. efe’ül, bir şeyi hayra yormaktır. Resulullah (asm) da tefe’ülde bulunmuştur. Mesela, Hudeybiye seferinde, karşı tarafla görüşmelerin tıkandığı bir zamanda, karşı tarafın elçi olarak Süheyl b. Amr’ı göndermesi üzerine, O’nun ismiyle tefe’ül ederek “İşiniz kolaylaştı.” diye ashabına haber verir. (Süheyl kelimesinde kolaylık anlamı vardır*Bazı hâdiseleri, tevafukları uğurlu saymak. Meselâ: Bir kitabı rast gele açarak ilk tevafuk eden yeri okuyup ona dikkat ederek onu uğurlu ve esas bir ders sayma gibi. *Olacak şeyi tahmin etmek.Beşer idrakinin akibetini kestiremediği mühim işlerde İslâm dini istihare ile tefe’ülü tâlim etmiştir Tefe’ül nedir Ya Resülallâh! diye sordular. Resül-i Ekrem: Sizden birinizin duyduğu güzel sözdür buyurdu. (Ebu Hüreyre'den (R. A.) Resülullah'ın (S.A.M.) : "İslam'da teşe'üm yoktur, en hayırlısı tefe'üldür" buyurduğunu işittim, dediği rivayet olunmuştur. Mecliste bulunanlar: Tefe'ül nedir Ya Resülallah! diye sordular. Resül-i Ekrem: Sizden birinizin duyduğu güzel sözdür buyurdu.Teşe'üm, şom tutmak ve hayırsız saymak demektir. Tefe'ül de uğurlu ve hayırlı saymaktır ki dilimizde yom tutmak diye ifade ederiz. Güzel sözle tefe'ül hakkında en güzel misal, Resül-i Ekrem'in Hudeybiyye seferinde Süheyl bin Amr'ın adiyle tefe'ül buyurmasıdır...Hudeybiyye'de Kureyş, müslümanları müşkil bir vaziyete soktuğu sırada Kureyş tarafından muahede akdine mezun bir hey'etin Süheyl bin Amr'ın riyaseti altında gelmekte olduğu duyulunca Resül-i Ekrem uysallık ve yumuşaklık ifade eden (Süheyl) adiyle tefe'ül ederek ashabına: "Artık işiniz kolaylaştı!" buyurmuştur. Güzel sözle tefe'üle dair güzel bir misal de Arab edip ve şairi Asmai, İbn-i Avn'den hikaye ederek vermiştir ve doktora gitmek üzere evinden çıkan bir hastanın: (Salim) diye birisinin çağrıldığını duyarak hastalığından kurtulacağına yom tutmasıdır, demiştir. S.B.M. C: 12 Hadis no: 1936) ok vasıtasıyla tefeül etmek , fal tutmak.deve dizine ve göğsüne dayanarak çökmek , bir şeyin mübarek adderek tefeül etmek.iyimserlik . Kurân-ı Kerim'den Tefe'ül Edip, Ebcedini Hesaplamak Caiz değildir, hattâ yerine göre büyük bir vezir de sayılabilir. Taşköprülüzade'nin Mevzûatü'l-Ulûm adlı eserinin Cifr maddesinde şöyle denmektedir: Ebced, bu ümmetin başında Hz. Ali'ye verilmiş. Sonra da Ehl-i Beyt'ten gelen bir zat bunu bilecek. Bu açıdan, mülhemûndan olmayanların ebced hesaplarına girmemeleri gerekir. Yoksa, günah işlemiş olabilirler. Ama, ölüm ve doğum tarihlerine ebced düşürmede mahzur yoktur. Ebcedin aslı vardır ve doğrudur, tarihen de sabittir. Fakat, bazı meseleler vardır ki, -bazı müşabih hadîsler, ebced ve cevşen gibi- hakikat oldukları halde, nakledenlerinden dolayı zamanla zaafa uğramışlardır. Eğer kuvvetli kişiler rivayet etselerdi, diğerleri gibi onlar da iştihar edecekti. Biz öyle şeylere inanıyoruz ki, ebced onun yanında çok basit kalır. Kaldı ki, ebcede inanmamanın getirip götüreceği bir şey de yoktur. Cevşen'e gelince: Sünnî kaynaklarda Cevşen'den bahsedilmiyor, Ama, İmam-ı Gazali, İmam-ı Şazelî ve Bediüzzaman gibi kametlerin tasdik ettikleri bir meselede temkinli olmamız, hiç olmazsa sükut etmemiz gerekmez mi? Hz. Ali'ye ait meseleleri nakledenlerin çoğunun Şii olması, bu rivayetleri toptan reddetmemizi gerektirmez. İbn-i Hadid, Nehcu'l-Belaga şerhinde çok önemli şeyler naklediyor; o söyledi diye, kötünün yanında iyi şeyleri de reddedemeyiz ya! Önemli olan, sünnet-i sahihanın kıstas kabul edilmesidir. Evet, önemli olan, bu tür meselelerde, Ehl-i Sünnet'in prensiplerine ters düşülmesidir. Yani, Sünnet'e muhalif şeyler var mı, yok mu ona bakılmalıdır.Cevşen'in bazı parçaları Hakim'in Müstedrek'inde var. Cevşen'in bize gelmesi Zeynel Abidin ile başlıyor ve ehl-i beyt imamları ile geiyor. Cevşen'de ehl-i sünnet akidesine aykırı tek şey bulamazsınız.Tefeül, hem İslam'ın hem de diğer dinlerin geleneklerinden birisidir. Gerçi selefi meşrep anlayışlar bu tarz tefeüllere pek itibar etmezler. Tefeül'de tasannu ve yapmacık ve kurgusal yaklaşımlar birçoklarını bu tarza mesafeli kılmıştır. Lakin geçmişte İran ve Hindistan gibi ülkelerde ve bu coğrafyanın kültüründe Kur'an ile tefeül yapmak nasıl hoş karşılanıyorduysa keza Hafız Şirazi'nin Divan'ı ile tefeül yapmak böyle bir alışkanlık ve gelenek idi. Muhiddin-i Arabi ve Şeyh Abdülkadir Geylani’nin (KS) düzenledikleri falnameler en meşhur ve maruflarındandır. Son dönem ulemasından Seyid Süleymen Hüseyni’nin de bir tefeülnamesi mevcuttur 1. Kur'an-ı kerim ile tefeul.2. Cuma hutbesinde İmam'ın okuduğu hutbeden tefeul.3. Sema öncesinde okunan Mevlevi Ayin-i Şerif'indeki güfteden tefeul.4. Mesnevi-i Manevi-i Mevlana Celaleddin'den tefeul.5. Fütühat-ı Mekkiyye'den tefeul.6-Hafız Şirazi'nin Divanı 7- Divan-ı Hikmet; Kuddusi Divanı Abdestli ve Kuran okuyabiliyor halde olmak şart ; yapacak , yaptıracak kişinin namazına devam eden biri olması uygun olur . Bu şeytani bir halle başbaşa kalmamak için tedbirdir . Diğer önemli olan şey bu fal değildir , İstahareye benzetilebilir , Kuranı kerim aracılığıyla Rabbimizle istişare ediyoruz. Yani Ona danışıyoruz.Tefeulde geleceğe niyet edilmez yaşanılan durumda yapılması gerekenin ne olduğuna bakılır . Çıkış yada hayır olanı bildirmesi için Hakka danışılır . Ve aynı şekilde şer olan yada haram olan bir şey için asla tefeul yapılmaz ! Bu insanı imandan eder !Örnek:Çalıştığım yerde şartlar zor ve beni çok zorluyor nefes alamıyorum işten ayrılmayı düşünüyorum , bir yandanda bunu yapmam bana hayır getirir mi diye emin olamıyorum . İşte O zaman : İki rekat Allah rızası için namaza durup dua ediyorum halimi arz ediyorum Rabbime dua ile ... 1 Fatiha 3 ihlas okuyup tekbir tehvid ve tesbihle salat ve selam getiriyorum . Okuduğum Fatiha ve ihalsı şerifleri hediye ediyorum . Daha sonra Kuranı kerimi elime alıp kapalı bir şekilde iken Niyet ediyorum ‘’ Allahım ey herşeyi bilen herşeyden haberdar olan Ya Habir Ya Alim ne yapcağımı bilmiyorum Kuran Azimüşan ile senin yüce ilmine ve varlığına danışıyorum .Sen Rahman ve Rahimsin bana razı olduğunu göster ve razı olduğuna beni razı et . Görmem gerekeni bana göster duymam gerekeni bana duyur , bilmem gerekeni bana bildir beni ihtiyacım olana eriştir ! Amin ‘’ Bu işlemde gözlerimiz kapalı olacak Ve niyetinize yoğunlaşacaksınız . Kuranı kerimin bir sayfasını açıp sağ el işaret parmağımızı üstünde gezindiryoruz . Gözlerimiz kapalı ve niyetmiz için hayr olanı arıyor bilinciyle . Hissi olarak kalben elimizin durduğu yerde gözlerimizi açıp ayet numarasını alıp . Mealine bakıyoruz . Bazen öye bir ayet gelir ki çözemezsiniz ayetin bir üstüne bir sonrasına bakın . Tefeulu en fazla üç kere tekrar edebilirsiniz . Gelen ayetlerin danıştığınız konu ile ilgisini mealler ve tefsirlerden araştırın . Ve en önemlisi bu ayetlerle olsun düşünceleriniz , ayetlerle yoğrulun yani. Bu size ayetlerin açıklanmasını kolaylaştıracak ve enerjinize yaşamınıza ulaşımı ve farkındalığını sağlayacak . Diğer bir husus tefeul yaptığınızda ayetler gerçekleşene kadar başka bir tefeul yapmayın yaptırmayın bu sizi ve zihninizi çıkmaza sokar .Yani size haber verilen ayetlerin tek tek gerçekleştiğini göreceksiniz ...Tefulu Kişi kendine yada tanıdığı haline vakıf olduğu birine onu niyetine alarak yapabilir .Tefulde işaret edilen ayetlere yoğunlaşmanız önemlidir , Ayetleri anlama çabasında olmak önemli ve bazen işin Keskin yanı bu size çok zor bir şey haber verilebilir siz gelceğe dair niyet etmesenizde gelecekle ilgili bir haber alabilirsiniz. Burada çok dikkatli olun . Verilen haber kesinlikle çıkar lakin bazen gerçekten zor bir süreç haber verilebilir ayetin isteiğini her yerde gözetme dikkatinde olun . Bu kadar ayrıntılı anlatmamın sebebi arkadaşlar bu fal değildir. Fal gibi kullanmak vebaldir ve bu insanı küfre götürür. divanda acılan bir sayfada.o sayfada baş orta ve sonundaki beyit tutulmak suretiyle yapılır.evliya çelebi seyahatnamesinin PEÇUYU anlatan bölümünde ,akıncıların hafız divanından yaptıkları tefeül şöyle yapılır.--ekseriya düşman üzerine çeteye gitmek arzu eylediklerinde divanı hafız dan tefeül edip hasbihal olarak bir beyti rana gelirse mütevekkilen alallah giderler.emri hüda mansur ve muzaffer gelirler. "Tefe'ül" ve "Kitap Açmak" da denir. Osmanlı döneminde, daha ziyade okuryazarların başvurdukları bir tür faldır.da denilen bu fal daha çok Orta Doğu ve Afrika'da yaygındır. "İslam'da Tefe'ül bil-hayr, yani hayırla tefe'ül, kişiye azim ve gayret vereceği için caizdir" diyenler vardır. Ama fala bakmak, baktırmak, bakıcıya başvurmak veya ne şekilde olursa olsun bir şeyi hayra yormamak kesinlikle yasaktır. Tefe'ül herhangi bir şairin Divan'ından yapılabilir. Mesela, Hazret-i Mevlana'nın "Mesnevi"si, "Divan-ı Kebir"i; Hafız Şirazi'nin Divan-ı, Sadi'nin Gülüstan'ı; Ahmeddiye, Muhammediyye tefe'ül vasıtası olarak kullanılır. Bazı eski kitapların sayfa başlarında Arapça ya da Farsça: "Acele et, muvaffak olacaksın!.." "Bu işten çekinme!.." "Senin için ganimet var!.." "Düşmanından korun!.." gibi cümleler yazılıdır. Söz konusu kitap açılır ve bu cümlelere göre hüküm çıkarılır. Tefe'ül şöyle yapılırmış: Niyet edilip Fatiha ve İhlas okunur. Sonra Besmele ile mesela, Mesnevi'den rasgele bir yer açılır. Sağ taraftaki ilk satır okunup, anlamına göre hüküm çıkarılır. "Tefe'ül"ün başka çeşitleri de vardır. Mesela, sabahleyin sokağa çıktıktan sonra karşılaşılan ilk tanıdık kişinin adının anlamı yorumlanır. Tefe'ül - Sülasi bir fiilin başına تَ getirilerek ve aynı zamanda sülasi fiilinin ikinci harfine (aynel fiil) ــّ ile harekelenmesiyle elde edilir. örnek كَبُرَ büyüdü - تَكَبَّرَ kibirlendi, büyüklendi شَجُعَ kahraman oldu - تَشَجَّعَ kahramanlık tasladı Tefe'ül kalıbı 1- Tefe'ül kalıbındaki bir filin nakıs fiil olduğunda masdarı örnekteki gibi gelir. Örnek: تَلَقَّى buluşmak - تَلَقٍّ، تَلَقِّي 2- Tef'il (تَفْعِيل) babındaki bir fiili dönüşlü ve geçişli yapar. Örnek: عَرَّفَ tanıştırdı - تَعَرَّفَ tanıştırdı 3- Bazı isimlerden fiil türekmek için de kullanılır. Örnek: الدَّارُ ev - تَدَيَّرَ ev edindi عندما تُغلقُ أبوابُ السعادةِ أما Teşe’üm: herhangi bir şeyden uğursuzluk mânâsı çıkarmak, ziyan geleceğini vehmetmek, kötülük ulaşacağını zannetmek... Evham büyütüp her türlü kötülüklere zemin hazırlayacağını iddia ederek korku ve endişe meydana getirmek... Böyle bir düşünce hem caiz değildir. Hem de hiçbir şeyin yaratılışında böyle bir uğursuzluk ve kötülük söz konusu olmaz. Allah (cc) hiçbir şeyin içine uğursuzluk koyarak yaratmamıştır. KULAK ÇINLAMASI VE AYAK UYUŞMASI Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Birinizin kulağı çınladığında beni ansın ve bana salavat getirsin .ve ‘zekerallahü men zekerani bi-hayrin’ desin”.Resulullah, “Muhammedün Resulullah sallallahü aleyhi ve selem” ve bunun benzeri salava-ı şerife okumak ile zikredilir, anılır. Mü’minin kulağı çınladığı esnada Resulullah (s.a.v.) onu Cenab’ı Hak katında anmış, ona dua etmiştir. Mü’minin ruhu bunu duyduğu zaman kulağı çınlar. Bunun için salavat’ı şerife okuması tavsiye buyurulmuştur.Nitekim ayak uyuşup karıncalandığında da salavat getirmek tavsiye edilmiştir. paylaşarak dostlarınızın öğrenmesine de vesile olun.kaynakbk. İbnu’l-Cevzî, el-Mevzuat, 3/76) tefessüh ağır yük götürmek sebebiye bitap ve takatsız olmak , laşenin tüyleri deriden ve derisi etten ve eti kemiğinden dökülüp ayrılmak , tefessüh etmek , bozulmak , tüyler deriden , deri etten , et kemiklerden , kabuklar ağaçlardan ayrılıp dağlmak , çürümek .bozulmak , çürümek تَفَسَّخَ : تَفَسُّخاً تَفَسُّخٌ ( ج ) تَفَسُّخَاتٌ teferruk imtiyaz , ayrıcalık , ayrılmak , teferruk , tefeddul , tefrik etmek , ammey - i nasa müşterek olmayıp bazısına mahsus olan , ruhsat , mezuniyet , ayrılmak , belli olmak , bütünlük , ilerlilik .imtiyazi , imtiyazlı , imtiyazcı , teferruk ve tefedüle mensup ve müteallık olan إِمْتِيَازٌ ( ج ) إِمْتِيَازَاتٌ إِمْتِيَازِيٌّ teferrüt yalnızlaşmak , tek olmak , yanlızlık , teferrüt . تَفَرُّدٌ ( ج ) تَفَرُّدَاتٌ teferrüs ziyarete kast ve teveccüh etmek ve adamdan hayır nişanesini anlayıp teferrüs etmek. إِسْتِمَاءٌ ( ج ) إِسْتِمَاءَاتٌ teferrüt tevafuk Evham vesvese Örnekleri Hâźâ Fâlu Ķur'ân Budur (Süleymaniye Ktp. Halet Efendi Blm. No: 213 yk. 5a-8a) Allâh adından dileseň fâlı sen Ŧur yuķaru elüňe śu al sen Nice ki bilürsen al dest ü namâz Ķıbleye dön yönüňi eyle niyâz Al elüňe Muśĥaf'ı açġıl daħi Oķuġıl üç Fâtiĥa sen ey aħî Üç daħi hem sûre-i İħlâś oķı Birle śafâ ile anda sen Ĥaķ'ı Üç śalevâtın yine Peyġamberüň Di nice kim resmdür ol serverüň Śoňradan oķı bu du'âyı tamâm Kim oňara işüňi Rabbü'l-enâm Allâhümme innî tevekkeltü 'aleyke ve tefe'eltü bi-kitâbike'l-kerîm fe-erinî mâ hüve'l-meknûm fî-sırrıke'l-meknûn fî-ġaybike ente 'allâmü'l-ġuyûb lâ 'ilme lenâ illâ mâ 'allemtenâ inneke ente'l-'alîmü'l-ĥakîm Ĥurûfü'l-Hemze 'Aceb ŧâli'dürür bu fâl-ı Hemze Kimüň 'aķlı iriserdür bu remze Bu fâluň issine irer sa'âdet Zehî devlet bu resme ķıldı 'âdet Ki maķśûda śafâ-birle iriser Neye kim el śunarsa el viriser Ĥarfü'l-Elif Elif geldi mübârek oldı fâluň Ümîd vardur sevinmek oldı ĥâlüň Ne ġam yirsin saňa devlet irübdür Neden dirseň murâduň Ĥaķ virübdür Gele śanmaduġuň yirden diremler Göresin düşmen elinden keremler Ĥarfü'l-Be Eger Be geldise devlet yaķındur İresin gizlü gence ħoş aķındur Ulu yerden śafâlar bulısarsın Ki yâruňdan vefâlar görisersin Mubâdâ kim ķaçan ola diyesin Ķamışdan śabrıla ĥalvâ yiyesin Ĥarfü't-Te Eger Te geldise tevfîķ bulasın Ki Ĥaķķ'a varmaġa yola giresin Śalâĥiyet maķâmında olasın Girü maķśûduňı anda bulasın Sevinüb gülisersin hemîşe Ki eylükle olısarsın hemîşe Ĥarfü'l-Ŝe Eger Ŝe geldise saňa zehî fâl Gele śanmaduġuň yirden saňa mâl Ki bundan daħi yegrek olısar ĥâl Yedigüň ĥarb şîrîn sükker bal Ŝevâb işle hemîşe ħayra dürüş Ki tâ saňa daħi el vire her iş Ĥarfü'l-Cim Çü Cim'dür yüri sen 'âlemde ĥâli Ķapuňda bulasın śâĥib-kemâli Gide ġuśśaň gele şâdî yerine Gören baħtıňı baħtıňa yerine İrişdüre saňa ġaybî fütûĥuň Ki ĥaddi olmayısar ol fütûĥuň Ĥarfü'l-Ĥa Eger Ḥa geldise fâluň beķâdur Ki devlet muĥkem ĥâlüň baķa dur Ķapular açıla saňa yeňile Ki düşmenler saňa dâim yeňile Gerek kim devletüň ŧura uyana Ĥasûduň ġuśśalardan oda yana Ĥarfü'l-Ħı Eger Ħı geldise var sende teşvîş Neden olmuş ola berâyla teftîş İşüň lâkin yine ķalmaz mu'aŧŧal Yaķında olasın ħayra mübeddel Belâdan ķurtuluben olasın śaġ Sa'âdetle yiyesin bal ile yaġ Ĥarfü'd-Dal Eger Dal oldı ħayradur delâlet Gelür şâdî gider ġamla melâlet Olasın âşinâ śâĥib-kemâle Revâdur ĥâcetüň dile kemâle Bilişlikler ķılasın yâd ile sen Sa'âdetdâr olasın ad ile sen Ĥarfü'ź-Źal Eger kim Źâl gelmiş ola fâluň Meźelletdür ĥarâba vardı ĥâlüň Sa'âdet püşt ü pâ virdi Settâr Yine oňa gide andaġı yâre Meger tevbe ķıla fâsıķ işine Pes öyle itmeyüb daħi işi ne Ĥarfü'r-Re Eger Re geldise devlet uyandı Sa'âdet şem'-i devlet-birle yandı Ħalâyıķ ortasında arta 'izzet Sevişür cân u dilden cümle millet Revâdur ger ķılasın şükr ü minnet Seħâ-birle alındı cümle žulmet Ĥarfü'z-Ze Eger Ze'dir çekerdür bend-i zaĥmet Yine Ĥaķ'dan irişe luŧf u raĥmet Ümîdin dâimâ Ĥaķ'dan uması Ķona devlet yuvasına hümâsı Belin tevbe ķuşaġıyla ķuşansun Hemîşe tersâ putların uşatsun Ĥarfü's-Sin Eger Sin gelse selâmet olısarsın Ki cümle yirde ĥurmet bulısarsın İşidesin geliser çoķ ħaberler Ķılalar mu'teberler i'tibârlar Çü Ĥak'dur ya beşerdür saňa yâri Bulasın śabrıla sevgilü yâri Ĥarfü'ş-Şın Eger Şın'dur düşmen ķıldı şerri Ķılalar ĥîleler bu ins ü peri Cüdâ olsun yüzünden śaķla özüň Ki tâ ilk yüzine baķma gözüň Eger sen kim ŧutasın dest-i tevbe Ķılasın 'âķibet sen 'azm-i Ka'be Ĥarfü'ś-Śad Eger Śad ola az dem śabr idesin Nice serkeşleri incayedesin Perâkende işüň cümle derile Ki ölmüş göňlüňüz bunda dirile Murâda iresin bî-'azm olasın Sa'âdet-birle sen hemdem olasın Ĥarfü'đ-Đad Eger Đad olsa işüň oldı düşvâr Nice eyâ ķarasın açdı düşvâr Çü azġun oldı sende bunca ef'âl Ne yanluya eyülük eylesün fâl İrişe lîke devlet bir nefesde Ziyâde olmaķ olsa ol hevesde Ĥarfü'ŧ-Ŧı Eger Ŧı'dur saňa yâr ola ŧâli' Zehî devlet eyüdür işbu ŧâli' Ululuķ tâcı ĥulle oldı ta'yîn Ŧarâvet baħtı bâġın ķıldı tezyîn Mübârekdür bu fâluň baĥtludur Bu fâl issi hemîşe baĥtludur Ĥarfü'ž-Žı Eger Žı geldise oldı mužaffer Ki vaķtüň olmaya hergiz mükedder Eger ŧopraķ ŧutarsaň ola altun Gerek varduķca devlet arta her gün Murâda iresin ivme yaķında Sevinesin ŧavarlarda ekinde Ĥarfü'l-'Ayn Eger 'Ayn ola 'ayn-ı râĥâtın var Oňasın oķuduķları yire var Eger ķaśd ide düşmen oňmaya hiç Ne iş ŧutsa ķıla mühmel-i derpîç Melûl olma bu işe ġam yime sen Ola mı olmaya mı hiç dime sen Ĥarfü'l-Ġayn Eger Ġayn ola ġâyet ola teşvîş Çepürdek işler ola ġâyet teşvîş Neye kim el śuna el virmeye ol Sefer ķılmaķlıġına baġlana yol Taśadduķ eylesün tevbe ķıluben Sevine Taňrı'dan iylük buluben Ĥarfü'l-Fe Eger Fâ'dur firâķ u ayrılıķdur Melâmet var śoňunda śayruluķdur Eger çi var ne kim oldısa taķdîr Velâkin tevbede ķılmaya taķśîr Mażarrat var śoňunda menfe'at var Ki bundan ŧarfasırda ma'rifet var Ĥarfü'l-Ķaf Eger Muśĥaf açub çünki gele Ķaf Söyleşüb kimse senüňle urmasun laf Saňa devlet irişe bil ki Ĥaķ'dan Seçesin bâŧılı bir demde ĥakdan Neye kim el śunarsaň el viriser Saňa düşman olanlar yalvarıser Ĥarfü'l-Kef Eger Kef ola var sende kifâyet Saňa ŧoġrı derim yoķdur kinâyet Ser-â-ser 'âleme meşhûr olasın Ħalâyıķ arasında nûr olasın Nice miskînlere ħayruň irişe Senüňle hem sa'âdet el virişe Ĥarfü'l-Lam Göresin fâluňa çün Lam geldi Ki üstüňe şerîf-i eyyâm geldi Bilürseň ŧâli'üň mes'ûd olubdur Ki Ĥaķ'dan 'âķıbet maĥmûd olubdur Hemîşe vaķtiňe 'ayş ü ŧarab var Velâkin kimseden bunda sebeb var Ĥarfü'l-Mim Eger Mim olsa ĥarfüň cem' ola mâl Sa'âdet ŧutuben ola ĥoş-ĥâl Açıla üstüňe altun ķapular Niceler ķarşuňa ķıla ŧâpular Olasın baħtlu baħtıyıla râĥat Ķılasın devlet ile ĥoş ferâġat Ĥarfü'n-Nun Eger kim fâluňa çün Nun geldi Aňa bir dükenmez ĥûn geldi Şu dem kim Muśĥaf'ı girü açasın Ulu ni'metleri Ĥaķ'dan umasın Ne ĥâcet kim dilerseň ola revâ Bite zaĥmuň irişe saňa devâ Ĥarfü'l-Vav Eger Vav ola varlıķ yüz ŧutısar Velâyet buyruġuna göz ŧutısar Mübârekdür bu fâluň şâd olasın Sevinüb ġuśśadan âzâd olasın Vefâlar bulısarsın her ŧarafdan Vaķâr ile naśîbüň var şerefden Ĥarfü'l-He Eger He'dür ola mâluň helâket İrer mâl issine andan felâket Bunda bu ġuśśadan zaĥmet çekersin Melâlet görüben zaĥmet çekersin Taśadduķ ola tevbe ola çâre Oňıla bu sebebden dilde yâre Ĥarfü'l-Lamelif Gelürse Lamelif şûrîdedür fâl Ĥaźer ķılmaķ gerek nite ola ħâl Taśadduķ-birle ola tevbe çâre Oňıla bu sebebden bite yâre Yaķîn müddetde lâkin düşe düşmen Ĥaķîķat böyle dirse saňa düşmen Ĥarfü'l-Ye Eger Ya geldi çekmez kimse yayın Geçe ĥoşluġıla hem ķış u yazın Ulular ile sen hemdem olasın Ki śâĥib-ĥüsn ile maĥrem olasın Eyülerden ola sende 'alâmet Ki ħayruňdan göre 'âlem temâmet Mensur Örnekler 1. Hâzâ Fâlü Ḳur'ân-ı 'aẓîm (Süleymaniye ktb. Ali Nihat Tarlan bl. No: 174, yk. 32-33) Her kim Kelam-ı kadîmden fal açmak dilese evvel gerekdir pâk ṭahâret ve abdestle itiḳat pak birle eline mushaf alup üç kerre Fâtiḥa ve üç kez sûre-i İḫlâṣ oḳuya ve üç kerre ṣalevât getüre ve bir kez bu du'âyı oḳuyup Muṣḥaf-ı şerîf aça. Du'â budur; Bismillahirraḥmanirraḥîm Allâhümme innî tevekkeltü ʻaleyke ve tefe'eltü bi kitâbike'l-kerîm. Fe-erinî mâ hüve'l-mektûbi fî-sırrıke'l-meknûn ve ḳavlike'l-ḥaḳḳu bi-haḳḳı Muḥammedin nebiyyüke 'aleyhiṣṣelâtü vesselâm. Ṣağ yanınuñ yedinci satırınuñ evvelindeki harfe nazar ide her ne harf gelürse i'tibâr ide gerekse hayra delâlet itsün, gerekse şerre her kim i'tibâr etmeyüp şek getürse kâfir olur. Neʻûẕü bi'llâhi min-ẕâlik Harfü'l-Elif Gelirse kavlühû te'âlâ "Allâhu lâ ilâhe illâ hüve'l-ḥayyül ḳayyûm" te'vîl hayırdır ve şâzlıkdır. Be: "Berâetün mine'llahi ve resûlih" murâd ve devlet hayırla hâsıl olmakdır inşâe'llâh Te: "Tebâreke'lleẕî bi-yedihi'l-mülk ve hüve ʻalâ külli şey'in ḳadîr" Ŝe: "Ŝümme'lleẕîne keferû bi-rabbihim yaʻdilûn" te'vili murâdına yetişmekdır. Hakk'un inâyetiyle Cim: "Cennâtü ʻadnin yedḫulûnehâ" hadsiz ve hesabsız mâl eline gire ve mübârek sefer kıla seferden dahi faydalar göre Ḥa: "Ḥâ Mîm ve'l-kitâbi'l-mübîn" murâdına yetişmekdir ve bir kimseden yardım irişe ve kendinüñ dahi kuvvet ve kudreti ziyâde olmakdır. Ḫı: "Ḫateme'llâhu 'alâ-ḳulûbihim" istiğfâr idüp bu niyyet üzerine sabr ide Hakk'a tevekkül kıla Dal: "Demmere'llâhü 'aleyhim ve li'l-kâfirîne emsâlühâ" murâdına yetişe gamdan ve gussadan kurtulup şâd ve hurrem ola Ẕel: "Ẕevâtâ efnânin febieyyi âlâ'i rabbikümâ tükeẕẕibân" murâd-ı hayra müyesser olmakdır. Düşmanları kahr olup ni'met ele girmekdır. Re: "Resûlün mine'llâhi yetlû suhufen mutahharah" devlete yetişüp sıhhat ve selametlikdır. Ze: "Züyyine li'n-nâsi hubbü'ş-şehevâti mine'n-nisâ" birinci gün sabr ide. Sabr itmese muradı hâsıl olmaya sabırla eline gire Sin: "Se'ele sâ'ilün bi-'aẕâbin vâḳı'" ferah ve şâzlıkdır Şın: "Şehide'llâhü ennehû lâ ilâhe illâ hû" korkudur 'avret mekridir kendi diliyle incinmekdır amma sabırla zafer bula Ṣad: "Ṣâd ve'l-Ḳur'âni ẕi'ẕ-ẕikr" hayra beşâretdır kavm arasında dahi muradı hâsıl olmakdır Đad: "Đarabe'llâhü meŝelen li'l-leẕîne keferû" düşman kuvvetlü ola andan hazer eyleye Ṭı: "Ṭâ Hâ mâ enzelnâ 'aleyke'l-Ḳur'âne li-teşḳâ" hayırlu kapular açılmakdır şer kapular yapulmakdır. Hâkim olup murada irişmekdir Ẓı: "Ẓahara'l-fesâdü fi'l-berri ve'l-bahri" ilkin hâsıl olup muradın bulmakdır dünyası ahireti ma'mur olmakdır 'Ayn: "Abese ve tevellâ" tevbe kılup bu niyetden dönmek gerek Ġayn: "Ġâfirü'ẕ-ẕenbi ve kabilü't-tevbi" hayır kapuları açılup şer kapuları yapulmakdır ve cemi' muradını bulmakdır inşâellâh Fe: "Felâ uksimü bi-mevâkı'i'n-nücûm" işleri asan olup tagılmışları hâsıl olmakdır inşâe'llâh Ḳaf: "Ḳaf ve'l-Ḳur'âni'l-mecîd" padişahlardan ve ululardan hürmete ve 'izzete yetişüp rahat olmakdır Kef: "Kef Ha Ya 'Ayn Ṣad Ẕikrü raḥmeti Rabbike 'abdehû Zekeriyyâ" hayra yetişmekdir. Sadaḳa virgil ve ḳara gussadır birinci gündekin Lam: "Lem yeküni'l-leẕîne keferû" ni'metdir hayra irişüp devlet ḳapuları açmakdır inşâe'llah Mim: "Mâ-kâne Muhammedün ebâ ahadin min ricâliküm" sabırdır sabretmese melâmete dahi kazaya delâlet ider her yakadan Nun: "Nun ve'l-ḳalemi ve mâ yesṭurûn" râḥat ve şâzlıḳdır cemi' işlerinde Vav: "Ve min verâihim muḥîṭ" âdem oğlanına muhtaç olmakdır He: "Hel etâ 'ale'l-insâni hîynün" murad yetişüp yardım hâsıl olmakdır ve dahi düşmanları kahr olmakdır Lamelif: "Lâ uḳsimü bi-hâẕe'l-beled" işleri teşvişlü olmakdır ve dahi beden zahmet çekmekdır. İstiğfâr idüp dönmek evlâdır. Ye: "Yâ Sîn ve'l-Ḳur'âni'l-ḥakîm" hayr ve sevinmek ve sağlıkdır eğer faldan sonra sefer itse mübarekdir sağ ve selamet gele inşâe'llâhu te'âlâ Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Kulum beni nasıl bilirse (zannederse) ona öyle muamele ederim” [4] bu nedenle Allah Teâlâ’nın celâlini dahi cemâl olarak kabul etmek gerekir. وَاِذَا اَرَدْنَا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُوا فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْمِيرًا “Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklarına yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hak eder. Biz de onu yerle bir ederiz.” [5] Mushaf-ı hüsnüne çün[6] tefe’ül[7] eyledim ben, Burc-u belâda gördüm kendimi fâl içinde. Ne zaman ki güzellik Mushafında fal açtım ben, Fâl içinde kendimi belâ burcunda gördüm. مَا اَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِى اْلاَرْضِ وَلَا فِى اَنْفُسِكُمْ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَا اِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللهِ يَسِيرٌ “Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce o, Kitap’da bulunmasın. Doğrusu bu Allah’a kolaydır.” [8] Taliimi yokladım mihnet evinde buldum, Anın için yürürüm herdem melâl içinde. Bahtımı yokladım mihnet evinde buldum, Onun için yürürüm her zaman sıkıntı içinde. Sahabeden Sa’d ibn-i Zübeyr radiyallâhü anh hazretleri önce Enbiyâya üç ihlâs okur, sonra Kur’ân-ı Kerimin bir sahifesini açarak sonuna kadar okur, behemehâl isâbetli bir âyet bulurdu. Niyâzî-i Mısrî kaddese’llâhü sırrahu’l azîz de kendisini belâ burcunda gördü, Mûsa hadisesi isâbet etmişti. Onun hayatı hep mücadele ile geçmiştir. Firavun ile muharebe etti, Firavun boğuldu, sonra kavmi buzağı yapıp ona taptı vesâire gibi. Hazreti Mısrînin zamanında da Mûsa aleyhisselâm zamanı gibi birçok tarikat ehliyle Ehlullâhı inkâr edenler vardı. Onlar durmadan tevhid ehliyle uğraşırlar ve onlara rahat vermezlerdi. Cefr ilmi bir fal ya da çalışarak başarılabilecek, öğrenilecek bir ilim değil, keşf ve ilham yolula öğrenilebilecek bir anlamda manevi mertebe. Üç aşaması var biri astroloji ve rüyalarla alakalı ilm-i nücûm ilmini (İslam edebiyatında müneccimlik ve cefr birleştirilerek bir tür oluşturulmuş ve bunun adına da "melâhim" denmiştir),remil (sihir, ilm-i hurûf, ebced, tılsım vs.) ve sonunda keşf-keramet ve ilhamla başarılabilen ehli beyt bilgisini de içeren cefr-i Rabbanî. Aslında ehli beyt bilgisini, Hz. Ali'nin Kuran-ı Kerim'in Batıni yorumları olarak da tanımlayabiliriz. (Ben öyle anladım!) Tasavvufi dünyada, Muhyiddin İbnü'l Arabî'nin el Fütûhâtü'l Mekkiyesi'nde anlattığı harflerle varlıklar arasındaki ilişkide bu ilme dayanmaktadır. Devrimize yakın yaşamış alimlerden Bediüzzaman Said Nursi'de eserlerinde besmelenin, hû zamirinin ebced metoduna göre bazı gizli manalar içerdiğini belirtmiş, eserlerinde cefr ilmine yer vermiştir. FÂL-İ TEKRÂR İnşâ’allâh tekrâr gelen harfları beyân ider.Eğer tekrâr elif gelse: Mekirdür?, hâsıl olmaz.Eğer tekrâr be gelse: Bir kişü mu’âvenet itmeyince hâsıl olmaz.Eğer tekrâr te gelse: Cehd ide, dünyâ zevki hâsıl ola.Eğer tekrâr se gelse: Gâyet iyüdür.Eğer tekrâr cîm gelse: iyüdür, üç günde hâsıl olmaz.Eğer tekrâr ha gelse: Bir ulu kişi araya girmeyince hâsıl olmaz.Eğer tekrâr hı gelse: Ahz-i nasîb tarafından hîle ola.Eğer tekrâr dâl gelse: İşi iyüye döne inşaallâhu ta’alâ.Eğer tekrâr zâl gelse: Gâyet yaramazdur, el işi işlemeye.Eğer tekrâr râ gelse: İyüdür, yakında hâsıl olur.Eğer tekrâr ze gelse: Gâyet yaramazdur, ol işi işlemeye.Eğer tekrâr sîn gelse: Eline giren çıkar şöyle bilesin.Eğer tekrâr şın gelse: Da’v(â)cısı yana kendüni dahi hâsıl olmaz.Eğer tekrâr sad gelse: Başına veya … nesnesine kasd ideler, zinhâr üç gün uyumaya ve gâfil olmaya.Eğer tekrâr dad gelse: Evi kavmi râzı olur işiyle.Eğer tekrâr tı gelse: Cehd eylesün, işi hâsıl olur üç güne degin.Eğer tekrâr zı gelse: Ol işi çâre bulunmaz, işlemeye. Eğer tekrâr ayın gelse: Ol iş nice def’a kasd olmışdur, hâsıl olmamışdur, nice gün dahi hâsıl olmaz.Eğer tekrâr gayın gelse: Nahsdur, işlemeye. Eğer tekrâr fe gelse: Düşmânı gâlib olur, şöyle bile.Eğer tekrâr kâf gelse: Cehd iderse hâsıl olur.Eğer tekrâr lâm gelse: Yedi günden iden sonra yedi yıla degin hâsıl olur inşaallâhu ta’alâ. Eğer tekrâr mîm gelse: İyüdür mâl içün.Eğer tekrâr nûn gelse: Gussa üstüne gam ola. Eğer tekrâr vav gelse: Bir kurı gavgâ görecegü, yalan da’v(â) gibi nesne hâsıl olmaz.Eğer tekrâr he gelse: İyü degildür, gam üstüne gam olur. Eğer tekrâr lâmelif gelse: Fâlın teşvîş ola; yaramazdur, gâfil olmaya.Eğer tekrâr ye gelse: Yaramazdur; gâfil olmaya, günâhını dileyesin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

https://twitter.com/kanaryamfenerli