24 Haziran 2014 Salı

Eklemeli diller...türkçenin düzensizlikleri ve Üstünlüğü Türkçenin Yozlaşması

https://twitter.com/kanaryamfenerli __/\/\____________/\/\_____________ KANARYAM █▓▒░▒▓█ FENERLİ ¯¯¯¯¯¯\/\/¯¯¯¯¯¯¯¯¯\/\/¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯ Eklemeli diller, kelime köklerinin değişmeyip sonlarına veya başlarına ekler konarak farklı kelimelerin türetebildiği diller. Bu tür dillerde her bir hece, kelime anlamını değiştiren bir görev görebilmektedir. Türkçe, Fince, Japonca, Korece, Macarca gibi diller morfolojik olarak bu gruba dahildir. Dillerin morfolojik bakımdan sınıflandırılmasında bu terim, 1836 yılında Wilhelm von Humboldt tarafından tanıtılmıştır.[1] Eklemeli dillerde kelime köklerinin çekimi olmadığı için düzensiz fiiller ve kelimelerde istisnalar çok nadirdir. Türkçede göz-gözlük-gözlükçü-gözlükçülük farklı anlamdadırlar; ancak kelime yapısında değişim olmaz.Birçok antik yakın doğu dili eklemeli dillerdendir. Örneğin Sümerce, Elamice, Hurrice, Urartuca, Hattice, Gutça, Lullubice ve Kassitçe. Altay dilleri Çoğu Ural dilleri Türkçe Moğolca Japonca Korece Baskça Çeçence Abhazca Gürcüce Lazca Farsça Batı Çerkesçesi Doğu Çerkesçesi Karaayakça (Amerikan yerli dili) A ► Altay dil ailesi (4 K, 4 M) B ► Bantu dil ailesi (2 K, 1 M) ► Baskça (2 M) D ► Dravid dilleri (2 K, 5 M) E ► Ermenice (5 K, 4 M) J ► Japonca (6 K, 7 M) K ► Keçuva dilleri (1 K, 1 M) M ► Malayca (8 M) N ► Nahuatl dili (3 K, 4 M) S ► Svahili (2 M) ► Sümerce (1 K, 2 M) T ► Türk dilleri (9 K, 85 M) Y ► Yukagir dilleri (1 M) . Eklemeli diller A Abazaca B Batı Ermenicesi Batı Çerkesçesi C Cava dili D Doğu Ermenicesi Doğu Çerkesçesi F Farsça Fince H Hemşince Hurri dili K Kannada dili Kerekçe Klingon dili Korece L Lazca M Mansice S Sümerce U Udince türkçenin düzensizlikleri fazla değildir. hatta guinnes rekorlar kitabı'ndaki en düzenli doğal dil ünvanı türkçe'ye aittir. sesli ile biten kelimeler iyelik eki aldıklarında normalde -n ekini doğrudan alırlar (kutum - kutun - kutusu gibi). su kelimesi bu eki aldığında araya kaynaştırma harfi alır. sum denmez de suyum denir. (suyum - suyun - suyu gibi) ne kelimesi de yukarıdakine benzer bir duruma sahiptir. lakin "nem" ya da "neyim", "nen" ya da "neyin", "nesi" ya da "neyi", "nemiz" ya da "neyimiz", "neniz" ya da "neyiniz" şekillerinin her biri kullanılmaktadır. imek) (kimilerince olmak kelimesi türkçe'nin tek düzensiz fiili olarak addedilir, lakin isimlerin sonuna gelen -im -sin -dir -iz -siniz -dirler gibi haller alan ek fiil, olmak fiilinin çekimi değil, imek fiilinin çekimidir. olmak gayet de normal çekimlenebilir: oluyorum, oluyorsun vs vs gibi.) v) son hecesi u harfini içeren fiillerin geniş zaman çekimlemeleri normalde -arım -arsın vs şeklindedir. yalnız vurmak ve durmak fiillerinde farklı bir durum sözkonusudur, bunlar "vururum", "dururum" şekillerinde de kullanılabilirler. buyun denmez, bunun (ya da şunun) denir: ama "suyun üstünde" denir, ve bu tektir. (iv) doktorsun - doktor isin.. gibi... (v) tek hecelilikle alakası yok. kurarım, kusarım, susarım, sorarım, gülerim gibi "normal" örnekler çok. sadece ve sadece vurmak ve durmak fiilleri sorunlu. vurmak ve durmak fiillerindeki durum sanmak fiilinde de sozkonusu. geni$ zaman ucuncu $ahis cekimi, genel kurallara gore "sanar" $eklinde olmasi gerekirken (yanmak -> yanar, kanmak -> kanar), biz "sanir" deriz. sadece ve sadece vurmak ve durmak olmasa gerek düzensiz olarak adlandırılan. bulmak fiili de böyle. bulurum (bularım değil). son hecesi u harfini iceren fiil kokleriyle ilgili duzensizlikler 3 olsa gene iyi. osurmak, okumak, buyumek, kuculmek, kurumak, durmak, vurmak da genel kurala uymuyor. normalde önüne sayı sıfatı gelen isme çoğul eki ulanmazken, bazı aykırı durumlarda eklenen sayı sıfatıyla beraber oluşan tamlama özel bir grubun adı oluyorsa kural es geçilir. üç silahşörler, kırk haramiler, yedi cüceler gibi olağan şeylerdir. geniş zamanla ilgili düzensizlik durumu için bir kural geliştirilmiş, şöyle ki: *çok heceli ve sessiz harf ile biten fiiller -ır, -ir, -ur, -ür eklerinden birini alır. (anlatırım, seslenirim, vs.) *tek heceli ve sessiz harf ile biten fiiller iki gruba ayrılır: -- fiilin son harfi "l" ve "r" ise -ır, -ir, -ur, -ür eklerinden birini alır (genelde). (veririm, gelirim, vs.) [1] -- diğer tek heceliler de -ar ve -er eklerinden birini alır. (anarım, donarım, vs.) *sesli harfle biten fiiller -r ekini alır. ayrıca 5 fiil de son sessiz harfi "t"yi yumuşatarak "d" ye çevirir: gitmek - giderim etmek - ederim tatmak - tadarım gütmek - güderim ditmek - diderim [1] bu fiiller: almak - alırım bilmek - bilirim bulmak - bulurum durmak - dururum gelmek - gelirim görmek - görürüm kalmak - kalırım olmak - olurum ölmek - ölürüm vermek - veririm varmak - varırım vurmak - vururum ancak, bircok istisna var: sanmak - sanırım (kurala gore sanarim olmasi gerekiyor ancak ikisi de kullaniliyor sanırım) yarmak - yararım (kurala gore *yarırım olmasi gerekiyor) karmak - kararım (*karırım) germek - gererim (*geririm) sermek - sererim (*seririm) şimdiki zaman çekimlerinde de bulunan düzensizliklerdir. * a veya e ile biten fiillerin şimdiki zaman çekimlerinde a'lar "ı", e'ler de "i" olur: anla - yor - sun = anlıyorsun ye - yor - uz = yiyoruz * düzlük-yuvarlaklık (küçük) ünlü uyumuna uymayan fiiller çekimde bu uyuma uydurulur: oyna - yor - sunuz = oynuyorsunuz söyle - yor - lar = söylüyorlar yolla - yor - lar = yolluyorlar özle - yor - um = özlüyorum ancak bu fiiller olumsuz durumda değişikliğe uğratılmaz: oynamıyorum söylemiyorum yollamıyorum * 5 fiil son sessiz harfi "t" yi "d"ye çevirir: gitmek - gidiyorum etmek - ediyorum tatmak - tadıyorum gütmek - güdüyorum ditmek - didiyorum "Kurtulmak" ve "Kurtarmak" fiilleri birbirinden gelmiş. Yani en azından biri, birinden gelmiş, bu belli. Ama fiillerin köklerine indiğimizde "kurtul" ve kurtar" oluyor ve bu şekildeyken bir bağlantı kuramıyoruz. Elbette zamanla değişikliğe uğramıştır ama ben bu fiillerin (ve bunun gibi birçok fiilin) arasındaki bağlantının nasıl oluştuğunu merak ediyorum. Veya daha açık bir ifadeyle bunların tam kökünü ve hangisinin hangisinden türediğini. "Kurtarmayı" asıl fill olarak aldığımızda sanki "kurtulmak" onun edilgen hali, "kurtulmayı" asıl fiil olarak aldığımızda da "kurtarmak" onun oldurgan hali gibi geliyor Kurtar < kutğar/kurtar < kutgar < kurtgar kurtul < kutul < kutrul kudurmak ve kuduz kelimelerinin de kut'tan geldiğini öğrendim. İhtimal Arapça kökenli kuds (Kudüs), kudsî (kutsi), kuddûs, kuddûsî, mukaddes, takdis ve acayip bir melez olan kutsal (Öztürkçe kut'a batı dillerinden alınma -sal mı eklendi, yoksa kudsî kelimesinden serbest çağrışım yoluyla mı uyduruldu, bilmiyorum) kelimelerinin bu kut ile uzak geçmişte bir ilşkileri var. -cu eki meslek (kitapçı), alışkanlık (uykucu, yalancı) ve taraftarlık (barışçı, solcu, Türkçü) bildiriyor. Yolcu'da sanki nevi şahsına münhasır bir anlam var. Almancı var ki ne şekil bir düşünce tarzıyla oluşturulduğunu hala anlayamadım (Almanya taraftarı olan anlamındaki değil, Almanya'da yaşayan Türk anlamındaki..Fransa'ya göçmüş Türkler için Fransızcı demediğimiz Kök halindeki fiilleri geniş zamanda çekerken: -Fiil tek heceliyse: -er eklenir. Ör: seç-mek --> seçer -Fiil birden fazla heceye sahipse: -ir eklenir. Ör: kaldır-mak --> kaldırır Tek heceli fiillerden tam olarak 12 tanesi düzensiz, ve 2. gruptaki fiiller gibi "-ir" eki alıyor. Ör: olmak fiili, kurala göre "olar" olmalıyken, olur diyoruz. Bu 12 fiilin listesi: -olmak -ölmek -kalmak -varmak -gelmek -görmek -almak -vermek -vurmak -bulmak -bilmek -durmak sanmak fiili iki türlü de çekilebiliyor. Sanırım, sanırsın, sanır....ya da sanarım, sanarsın, sanar... ünsüz yumuşamasıyla ilgili. P, ç, t, k sessizleriyle biten kelimelere, sesli harfle başlayan ek gelince, bu harfler genellikle yumuşuyor. Ör: Kitap --> kitaba Ama fiillerde yumuşama yapmıyoruz. Yapmak --> yabıyorum olmuyor. Bu kuralın 4 istisnası var. Gitmek, tatmak, Etmek (ve tüm "etmek"le biten fiiller), Gütmek. -lık ekinin de aynı özelliği var. Kitaplık, tuzluk derken bir anlamda iyilik, kötülük, insanlık derken başka bir anlamda dolmalık, turşuluk derken daha başka anlamda kullanılmış. Kış süresince demek için kışın diyoruz Aynı şekilde yazın da diyoruz. Ama diğer iki mevsimde bu olmuyor. Sonbaharın, ilkbaharın? p,m,r,s harflerinden hangisinin kulanılması gerektiğini anlamıyoruz.. ör. bembeyaz / besbelli Türkçe öğrenenlerin karşılaştıkları bir başka sorun ise, bazı kelimelerde son harf yumuşak okunan bir sessiz olduğu için, kelimeye eklenen ekler ünlü uyumuna uymuyor. Ör: Saat --> Saatlar --> Saatler Dikkat --> Dikkatı --> Dikkati Alp --> Alp'a --> Alp'e "Sarp" kelimesi. Sarp'e mi Sarp'a mı? Türkçede teras sözcüğünün kullanılmasına karşıyım, bütün sözcüklerden daha fazla hem de. Yüzde yüz doğru diyemeyeceğim (çünkü kendi tespitim) ama bence bu sözcüğüm kökeni şöyle: Yine Türkçede bulunan Taraça sözcüğü İngilizceye terrace diye geçmiş Sonra bu terıs diye okunan terrace de tekrar Türkçeye teras diye geçmiş olmalı. Taraça zaten terasla aynı anlama geliyor. Coğrafyada teraslamanın diğer adı taraçalandırma..Kimi yabancı kelimeler Türkçeye iki ayrı yoldan ya da iki ayrı zamanda iki kez geçebiliyor (banka/banko). Eskiden (mesela 18. yy ve öncesi) geçenler halka maloluyor, çoğunlukla ünlü uyumu gereği dönüşüyorlar. Aynı kelime daha sonra, özellikle Fransızcadan, tekrar geçtiğinde biraz "elit" ve çoğunlukla aslına daha yakın oluyor. taraça daha eski ve İtalyancadan, teras daha yeni ve Fransızcadan (İngilizceden değil) Bence de ettirgen değil (çünkü kapattırmak şeklinde ettirgen yapıyoruz). Emin olmak için online TDK sözlüğündeki örneklere baktım: 1. Evvelki hafta mühendis İlhami Bey'le karısı çok güzel bir bambu takımı kapattılar. (Ucuza almak) 2. Emine aklını oynattı sandılar ve evine kapattılar, kapısını kilitlediler. (Kapamak) 3. Örnek yok. (Bir kadınla nikâhsız yaşamak.) 4. Gazete kapatmak. (Faaliyetine son vermek) 5. Geçen gün Kristal'i kapatmış, vur patlasın, çal oynasın âlemi yapmış. (Sadece kendi kullanımına tahsis etmek) 6. Sanatçılar arasındaki tatsız olayı kapatmak istiyordu. (Bitirmek) ettirgen çatıda kullanılmadığı kesin. İtmek ve ittirmek Dolabı biraz it. Dolabı biraz ittir. Oğuz Düzgün 1) Türkçe’miz fiil yönünden gerçekten işlek bir dildir.Diğer dillerden isim almış olsa da çok sayıda fiil almamıştır.Fakat İngilizce’nin %80’inin Latince gibi dillerden alıntı olduğu bilinmektedir.Günümüzde Türkiye ve Orta Asya Türkçe’leri incelendiğinde, Türkçe’nin asliyetini doğal değişmeler dahilinde koruduğunu görmekteyiz.Belli bir zaman diliminde bazı kelimeler alınmışsa da bu kelimeler halk diline fazla nüfuz etmemiş, devlet diline has kalmıştır.Hatta pek çok Osmanlı Padişah’ının şiirleri incelenirse ne tatlı bir Türkçe kullandıkları ortaya çıkacaktır.Türkçe bilim dili olabilecek, kendine yetebilen nadide dillerden birisidir.Yavuz Sultan Selim’in edebi sanatlarla zenginleştirdiği ve Şah İsmail’e gönderildiği rivayet edilen, o dönemin Türkçe’siyle yazılmış bir kıtasını sizlerle paylaşalım: Sanma şahım herkesi sen sadıkane yar olur Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur Sadıkane belki ol alemde dildar olur Yar olur, ağyar olur, dildar olur, serdar olur. Bu şiiri incelediğimizde Türk’ün ince edebi zekasını müşahede edebiliyoruz. Orhun abidelerindeki şiirsel üsluba fazla şaşırmamak gerekir.Bu üslup daha da güzel süslemelerle Osmanlı döneminde de devam etmiştir.Şiir Müslüman Türk’ün de hayatında ayrılmaz bir parça olmuştur.Ben bu şiirin ince özelliklerini öğrencilerime anlatıyordum.Dersleri çok da iyi olmayan bir kız öğrencim bu şiirdeki edebi sanatın benzerini uyguladığı çok güzel bir şiir yazdı.. Üstelik 5-10 dakika içinde yazdı bu şiiri..Pek çok öğrencim de bu şiire birer nazire yaptılar.Daha önce hiçbir şiir deneyimi olmayan ve fazla da okumayı sevmeyen bu çocuklara böyle sanatlı bir şiiri yazdıran nedir? Elbetteki o çocukların analarından süt emdikleri sırada ruhlarıyla ve kulaklarıyla emdikleri Türkçe sütü, bu müthiş kabiliyetlerin doğmasına sebep olmuştur.Türkçe en okumuşunu da,hiç okumamışını da şiire, edebiyata meftun eden nadide bir dildir.Aşık Veysel gibi çok az tahsil görmüş insanlara o ölümsüz eserleri yazdıran neden, kendi içlerindeki deha ve yeteneklerin Türkçe bağında sünbüllenmesinden ibarettir. 2)Türkçe’deki kurallılık Türkçe’yi ezber dili olmaktan çıkarmakta bir mantık dili haline getirmektedir.Hint Avrupa dillerinde bir çok Düzensiz Fiil ve Kelimeler yoğun bir ezber faaliyetini gerektirmektedir.İngilizce, Gramer kitaplarında geçen yüzlerce düzensiz fiil bize bu hakikati haykırmaktadır.Her kesin bildiği bir Go- fiilinin Past Tense(geçmiş zaman) hali Went şeklindedir.İnsanın mantığını Go’dan Went’e götürecek hiçbir mantıksal köprü kurulamamaktadır.Yüzlerce böyle formu ezberlemek gerekmektedir.Ancak Türkçe’mizde bu kelimenin karşılığı olan Git- fiilinin dili geçmiş zaman hali, Git-ti şeklindedir.Bu kelime bir –ti ekiyle kökünden başkalaşmadan oluşmaktadır.Diğer bütün fiillerde istisnasız aynı ekler mantıksal bir süreçle yeni fiiller kurmaktadır.Bu diğer eklerde ve zamanlarda da aynı şekilde görülmektedir.Demek ki Türkçe, ezberden ziyade mantığı öne alan yegane dillerden birisidir. Bu açıdan öğrenilmesi –bazı ses özelliklerinin dışında-kolay bir dildir. 3)Hint Avrupa dillerini konuşan dil bilginleri tarafından ortaya atılan bir iddia da Hint Avrupa dillerinin diğer dil ailelerinden üstün olduğu iddiasıdır.Bu iddiaya göre diller yapıları bakımından 3 öbeğe ayrılmaktadır: 1)Tek heceli diller (yalınlayan diller):Çince bu dil grubuna örnek gösterilir.Bu dilde bir kelime farklı tonlama ve seslerle farklı manaları oluşturmaktadır. 2)Düzenli diller:Türkçe, Japonca, Macarca gibi sondan eklemeli ve düzenli yapılar içeren diller bu gruba girmektedir. 3)Bükümlü Diller:İngilizce, Fransızca ve Farsça gibi içinde düzensiz fiiller ve kelimeler bulunan diller girmektedir.Bu dillerde kelimeler aslından oldukça farklılaşabilmektedir. Avrupalı bazı dilbilimcileri, bükümlü dillerin en üstün diller olduğunu iddia etmektedirler.Bize göre bu iddia tutarsızdır.Ben bu tür dilleri değişime ve başkalaşmaya her an açık ihtiyarlamış diller olarak görmekteyim.Nasıl ki düzenini muhafaza etmiş bir binayla düzensizliğe, deformasyona doğru giden harap olmuş bir bina bir değildir.Bunun gibi Türkçe ile Hint Avrupa dilleri arasında da o kadar fark vardır.Türkçe düzenini muhafaza etmiş bir bina gibidir.İngilizce gibi Hint Avrupa dilleri ise başkalaşmaya yüz tutmuş, düzensizleşmiş kelimelere sahiptir.Türkçe’nin haricindeki dilleri küçümsediğimiz düşünülmemelidir.Bize göre bütün diller güzeldir, bunların kendine has güzellikleri vardır.Ancak bazıları bazılarından düzen yönünden üstün görünmektedir.İşte Türkçe düzenlilik yönünden bu tür dillerden üstündür. 4)Hint Avrupa dillerinde fiilimsilerin yapımı, Türkçe’mizden oldukça farklı bir şekil göstermektedir.Türkçe’mizde fiilimsiler -an, -esi, -erek, -ince gibi eklerle yapılmaktayken Hint Avrupa dillerinde ise birkaç farklı cümleyle yapılmaktadır.Örneğin, Türkçe’mizde: Ağlayan çocuk geldi. Bu cümle İngilizce’de: 1.cümle: Child came/ who he is crying:2.cümle Türkçe=Çocuk geldi/O kimse ki ağlıyor. Farsça’da: Merd ki teşekkur mikone=adam ki / O teşekkür ediyor. Örneklerde görüldüğü gibi, Hint Avrupa dillerinde bir fiilimsi eki olmadığından iki farklı cümle kurulmaktadır.Bilhassa birinci örnekte bu açıkça görünmektedir.Ama Türkçe’mizde sıfat fiil, zarf fiil gibi fiilimsi ekleriyle yeni cümleler kurmadan, hızlıca ifade edilmek istenen düşünce ifade edilir. Bu da Türkçe’ye konulmuş güzel bir özelliktir.Konuşma ve düşünmede seriliği sağlamıştır.Şunu bir kere daha ifade etmek istiyorum ki, biz bu açıklamaları milliyetçi bir ruhla yapmıyoruz.Asırlardır Hint Avrupacıların ırkçı uygulamalarla yaptıkları yanlışları düzeltmeye çalışıyoruz.Örneğin, Arapça’nın ister vokalleri yönünden, ister kelimelerindeki mana kuşatıcılığı yönlerinden Türkçe’den üstün olduğunu açık yüreklilikle söylemek istiyorum.Ancak Türkçe’nin de bu dillerden bazı üstün yönleri bulunduğu bir gerçektir.Türkçe’nin Hint Avrupa dillerinden de bir çok yönden üstün olduğunu tekrar etmeme gerek yok sanırım. 5) Hint Avrupa dillerinde bir dağınıklık göze çarpmaktayken, Türkçe’de eklerin sağladığı geniş çaplı bir düzenlilik görülmektedir.Türkçe’mizde bir cümleyi oluşturan unsurlar birbirlerine canlı birer harçla kaynaşmış görünüm arz etmektedir.Örnek verelim: Ben okula gidiyorum. Bu cümlede görüldüğü gibi ekler kelimeleri adeta birbirine kenetlemiştir.Hafif ses değişimleri ile oluşan ekler sanki kelimenin devamı gibi hissedilmektedir.Ancak anlamda büyük değişiklikler de yaşanmaktadır.Bu cümleyi çok çeşitli şekillerde ifade edebiliriz: Ben okula gidiyorum. Ben gidiyorum okula Okula ben gidiyorum. Okula gidiyorum ben. Gidiyorum okula ben. Gidiyorum ben okula. Bu cümlelerin bu kadar değişik dizilimlerle ifade edilebilme özgürlüğü vardır. Evet Türkçe bu yapısı itibariyle tam bir edebiyat dilidir de. Kelimelerin ve cümledeki unsurların bu denli değiştirilmesiyle cümlede verilmek istenen mesajın muhafaza edilmesi bir mucizedir. Diğer Hint Avrupa dillerinde bu özgürlüğe rastlanılmaz.Cümle belli bir yapıya hapsedilmiştir bu dillerde. Hafif bir unsur değişikliği cümlenin anlamını tamamen değiştirebilmektedir.Az önce eklerin güzelliğinden bahsetmiştim.İngilizce bir cümle yazalım isterseniz aşağı: I am going to school. Az önce yazdığım cümlenin İngilizce’si bir cümle.Örneğin Türkçe’de şahıs zamirini çıkardığımızda anlam bozulmamaktadır ancak İngilizce’de bu böyle değildir. Okula gidiyorum. Evet bu cümledeki fiilin sonundaki şahıs eki sayesinde birinci tekil şahıs zamiri muhafaza edilmektedir. Adeta Yaratıcı, şartları itibariyle asırlarca savaşlar, göçler nedeniyle hızlı yaşaması gereken bu kavmin diline böyle kolaylıklar vermiştir ki, ifade edilmek istenen düşünce ve duygular çabukça ifade edilsin.Bir de buradan şunu anlamamız gerekiyor ki, Türkçe bu esnek yapısıyla bir çok dili de tarihte etkilemiş olabilir.Bu da incelenmesi gereken bir konudur. 6)Hint-Avrupa dillerini konuşan bazı büyük filozoflar, dillerinin mantık dışı ve kuralsız unsurlar içerdiğini kabul etmişlerdir.Bu filozoflar, dillerinin savurgan da olduğunu öne sürmüşlerdir.Örneğin, Platon, “Kratylos” diyalogunda ki bu Yunanca yazılan bir eserdir.Kendi kullandıkları (yunanca gibi) dillerin bilgileri yanlış anlamaya sebep olabileceğini, bu nedenle mantıklı ve kurallı bir dile ihtiyaçları olduğunu açık yüreklilikle belirtmiştir.Descartes de aynı şekilde kurallı ve düzenli bir dil arayışındadır.Düzensiz fiillerle ve kelimelerle dolu bir dilin bilim ve felsefe dili olamayacağı daha bir çok filozof tarafından söylenmiş bir ifadedir.Belki de bu filozoflar Türkçe’yi yeterince inceleme imkanı bulsaydılar, bu dili felsefe dili olarak seçmişlerdi bile.Osmanlı bu konuda ne yapmış derseniz cevabım şu olacaktır, Osmanlı yeni bir dil türetmiştir adeta… Türkçe fiilleri düzenli çekimlerinin hatırına muhafaza etmiş, yine bazı Türkçe kelimeleri de aynı titizlikle korumuştur.Ancak Osmanlının bir endişesi daha vardı, himayesinde yaşayan bütün unsurları bölünmeden, parçalamadan muhafaza etmek.Bu da ancak içerisinde ortak unsurlar taşıyan bir dil, bir lehçeyle mümkün olacaktı.Ve diğer dillerden de Osmanlıca denilen lehçeyi zenginleştirerek, Türkçe’deki düzeni de muhafaza ederek, yeni ve felsefi derinliği olan zengin bir dil oluşturdular.Bu da o zamanın anlayışını düşündüğümüzde gerçekten büyük bir başarıdır. Bazı bilginler Avrupa’da Esperanto ve İdo gibi yapma diller oluşturarak, az önce bahsettiğim düzenliliği yakalama telaşına kapılmışlardır, devamlı da yeni geliştirdikleri bu diller üzerinde değişiklikler yapmışlardır. Adeta Türkçe benzeri bir dil vücuda getirmeye çalışmışlardır. Şimdi bazı şüpheler de beynimi tırmalamıyor değil. Acaba bu bilginlerin gayretleri, sadece Türkçe’yi kabul etmemek için miydi?Tabii ki her millet kendi kültürünü üstün görecek, fakat Türk toplumu gerçekten mutevazi bir şekilde asırlardır sahip olduğu değerlerden taviz vererek batılı olmak uğruna öz benliğini unuttu.. Daha bir çok alanda eski kültüründen koptu. Göktürk alfabesindeki 36 sesten kala kala elinde 29 ses kaldı. Diğer yedi ses tabiiki varlığını ağızlarda ve lehçelerde devam ettiriyor. Demek şu andaki alfabemiz de yazıldığı gibi okunmayan bir alfabe.. Çünkü bu dışarıda kalan 7 sesi mecburen diğer harflerle ifade edeceğiz.Yine bazı uzun ünlüleri de gösteremiyoruz. Belki de bazı hakperest batılı bilginler çıkıp şöyle de diyebilir: “evet biz sizin dilinizin gerçekten üstün ve düzenli bir dil olduğunu biliyoruz.Ancak şu fikirsel ve ekonomik fakirliğiniz sizin ve dilinizin gerçek değerini örten unsurlar.Biraz daha teknoloji, iktisat ve bilimsel alanlarda gelişin o zaman sizin dilinizin dünya dili olacağına eminiz.”Belki de bu görüş sahipleri gerçekten haklıdır.Biraz daha çalışsak ve gayret göstersek sadece dilimiz değil, Alevi kardeşlerimizin semahından tutun da sazımıza, şarkılarımıza, inancımıza varana kadar bir çok kültürel unsurumuz Avrupa’ya yayılabilir. 7)Türkçe’miz yapım ekleri sayesinde çok fazla yeni kelime türetebilme özelliğine sahiptir.Böylelikle kelimelerin ve fiillerin tanınmayacak şekilde başkalaşması önlenmiştir.Hint Avrupa dillerinde bu ekler çok azdır.Genelde kelime türetme kelimenin başkalaşması yoluyla yapılır.Ünlü filozofların beğenmediği noktalardan biri de budur. Örneğin; İngilizce’de gitti diyebilmek için go fiilini başkalaştırarak went şekline dönüştürürüz. Kökle yeni yapı arasında bir farklılık vardır.Türkçe’de ise yapım ve çekim eklerinin işlekliği sayesinde bir sorun çıkmamaktadır.Git- fiilini –di’li geçmiş zaman formuna sokmak için yapmamız gereken kelimeyi başkalaştırmadan sonuna bir -di eki eklemektir.Kelime Gitti olarak kökünü de muhafaza ederek yeni bir kullanıma hazırdır. 8)İngilizce’de fiillerin dışında da bazı kelimeler kuralsızdır.Bir çok kelimenin çoğul halleri böyle kuralsızdır: child(çocuk)-children(çocuklar) woman(kadın)-women(kadınlar) man(adam)- men(adamlar) Türkçe’mizde ise böyle bir karışıklık yoktur.Çoğul hal –ler eki ile sağlanır.Üstelik bu –ler eki de 3 sesten oluşur. 3 çoğulluğun ifadesidir.Bu çoğul ekinde ayrı bir müzikallik de vardır.Sondaki –r sesi sayesinde devam eden,akıp giden bir çokluk (kemiyet) nazara veriliyor.. 9)İngilizce’de ve diğer Hint Avrupa dillerinde önüne sayı sıfatı alan kelimeler, sayı birden büyükse, çoğul eki alırlar.Türkçe’de böyle bir olay yoktur.Nesneyi belirten sayı zaten çokluk ifade ettiğinden nesneye bir çoğul eki takılmaz, örneğin, biz “İki kalem” deriz iki kalemler demeyiz. Mantıksal olarak zaten biliriz ki, iki sayısı çokluğu ifade eder. Yani 1kedi+2kedi=3kedi olur.Bu örneklerde görüldüğü gibi sayılar zaten kedileri temsil etmektedirler.Tekrar kedilere çoğul eki vermeye gerek yoktur.Dilimizin bu özelliği bazı Hint Avrupa kökenli dilleri de etkilemiştir. Mesela Ermenice’de dilbilgisel yapıların çoğu artık Türkçe’deki gibi kurulmaktadır. 10)İngilizce’de bazı fiiller birçok anlamlara gelirken, Türkçe’de her bir eylemi karşılayacak ses yapısı mevcuttur.Örneğin, to take=almak, götürmek, çekmek(fotoğraf) 11)Türkçe şahıs zamirlerinde bir ses ahengi var gibidir.Ben>Sen >O/Biz>Siz>Onlar görüldüğü gibi 1.ve 2.tekil şahıslar kendi aralarında, -n sesi bakımından bir uyum içindedirler.Çoğul şahıslarda ise –z uyumu vardır.Hint Avrupa dillerinde böyle düzenlilikler bulunmaz.Örneğin, Almanca1.tekil Ş.:Ich, 2.Tekil:Du , İngilizce I ve You bu zamirleri arasında bir anlam ilgisi yoktur.Üstelik bu zamirlerin, yönelme, amlama gibi halleri de değişiklik arz etmektedir.Belki de Kosmos’un “kaos” olduğunu iddia eden bilginler, dillerinin şuuraltında uyandırdığı, düzensizlik içgüdüsünü terennüm ediyorlardı.Bu düzensizliği tüm evrene yayıp, bu evrenin sahibini unutturma peşinde de olabilirler tabii ki..Ancak Türkçe böyle değildir.Türkçe gibi düzenli bir dil, şuuraltına sebepsiz hiçbir şeyin olmayacağını fısıldar.Ona her yapılan şeyin bir öznesi olduğunu haykırır. 12)Türkçe’de önemli unsur devamlı sondadır. Kelimeler, öğeler ve ekler önemli unsuru savunmak için adeta bir kale vazifesi yaparlar.Ben kitabı bugün okudum.cümlesinde önemli öğe olan okudum kelimesi kalp ve beyin kelime olduğu için muhafaza edilmiştir. Belki de Türkçe’nin ekler ve fiiller yönünden tarihi kökenden çok uzaklaşmamasının nedeni, bu içsel koruma faaliyeti de olabilir. 13)Türkçe’nin matematiksel bir yapısı vardır.Bunu ispat etmek için, bir küp yeterli olabilecektir. Jean DENY’in kitabında bu küp gayet güzel bir şekilde gösterilmiştir. 14)Türkçe’mizde seslerin birbirini etkileyişi bakımından sıralanışı bir düzen gösterir.Ünlüler sert ünsüzleri, sert ünsüzler de yumuşak ünsüzleri etkilerler. Ünlü>Sert Ünsüz>Yumuşak Ünsüz yani; A, e, ı, i, u, ü, o, ö>p, ç, t, k, h, s, ş, f>b, c, d, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z 15)Türkçe’de bir sözcükte hükümdar mesabesinde olan öğe yüklemdir.Hangi öğe bu hükümdarın yanına yaklaşırsa, önemi o derecede artar.Ve bu öğe diğer kelimelere nazaran daha vurgulu söylenir. 16)İngilizce’de ve benzer bazı dillerde, bir cümleyi edilgen yapabilmek için o cümleyi tamamen değiştiririz.Türkçe’mizde ise bir -l ve-n eki yeterlidir.Bütün Ural Altay dillerinde benzer bir özellik vardır.İngilizce’de edilgen durumda nesne başa getirilir. “The book is being read” bu pasive’i bir de aktive yapalım.”He is reading the book.” Görüldüğü gibi “book” kelimesinin yeri tamamen değişti.Fakat Türkçe’mizde böyle bir zorluk yoktur.Aynı cümleyi Türkçe yazarsak, “Kitap okunuyor.”Görüldüğü gibi bir tek –n eki sayesinde yüklem edilgen çatılı olmuştur.Etken yapalım “(o)Kitap okuyor”Görüldüğü gibi sadece bir sesi alarak cümleyi yine etken yaptık.Bu gerçekten Türkçe’mizin nadide güzelliklerinden birisidir. 17)İngilizce denilen dilin mazisi 500 yıl civarındadır.Türkçe’nin ise 15 bin yıllık bir mazisi olduğu ispat edilmektedir.Üstelik, Proto Türkçe’nin Hint Avrupa dilleri dahil bir çok dili etkilediği bilinmektedir.Belki de ilk yazı sistemini de geliştiren Türkler ve diğer Asyalı kavimlerdi.İngiltere 11.yy.ın 2. yarısında vahşi insanların yaşadığı bir yerdi.Buranın insanları olan Anglo-Saksonlar gerçekten geri bir kavimdi.Hatta bir zaman gelip yok edecekleri Maya-Aztek kavimlerinden yüzlerce kat geriydiler.Ottan evlerde yaşıyorlardı.O dönemlerde bizim edebiyatımız şahikasını yaşıyordu.Yunus Emre’ler, Hacı Bektaş’lar, Hoca Ahmet Yesevi’ler güzel Türkçe’mizle güzel edebiyat ürünleri veriyorlardı.Zaten Dilbilimcilerin de bildiği gibi İngilizce’nin Yüzde 60 kadar kelimesi Latince,Yunanca gibi dillerden alınmıştır.Kendi kelime hazinesi ise yüzde 15 kadardır.Türkçe ise en az 10 bin sene işlenmiş köklü, düzenli ve sağlam bir dildir. 18)Bir çok ünlü alim ve bilgin Türkçe’nin güzelliğini ve bu zengin yapısını kavramış olmalı ki en güzel eselerini bu dille vermişlerdir.Dönemlerinin ortak dili olan Arapça’yı da kullanabilirlerdi ancak Türkçe’yi tercih ettiler.Kimdi bunlar;Yunus Emre-Divan, Hoca Ahmet Yesevi-Divan, Hacı Bektaşı Veli-Nefesler, Nazım Hikmet, Orhan Pamuk, Atilla İlhan, Nurullah Genç, Ahmet Turan Alkan, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Necip Fazıl ve daha binlerce ismi aklımıza gelmeyen farklı görüşlerin temsilcileri, güzel Türkçe’mizi kullanmışlar bu dili bütün dünyaya tanıtmışlardı.İleride göreceğiz ki bu dille yazı yazmak bütün dünyada revaç bulacak, insanlar akın akın Türkçe kurslarına gidip Türkçe’yi öğrenecekler… 19)İngilizce’de Get, have gibi bazı fiiller pek çok anlama gelecek şekilde kullanılabilmektedir. İngilizce konuşan kimseler bu eylemleri çok kullanan kişilere tembel demektedir. Çünkü bu eylemlerin belirsiz olduğu ve gereksiz yere kullanıldığı samimiyetle ifade edilmektedir. Bu eylemler kullanıldığında farklı anlamalara yol açabilmektedir. Şu anda yaşayan İngilizce’de bu eylemler sıklıkla kullanılmaktadır.Türkçe’mizde ise her bir eylem yerli yerinde ve karışıklığa mahal vermeyecek şekilde kullanılmaktadır. Belki de İngiliz toplumunun bu tarz tembelliği gösteren eylemleri kullanmalarının sebebi, maddi yönden yaşadıkları refah seviyesidir.Türkçe’miz bu tür eylemlerden uzak kalarak, anlamda bir açıklık ve kesinlik sağlamıştır. 20)Türkçe’mizde kelimeler çok az değişime uğrar.. Bilhassa fonetik yönden bu değişmeler çok az seviyededir. Bilhassa kitap ve yazın Türkçe’sinde bu değişimler oldukça az durumdadır. Ancak Hint-Avrupa dillerinde bu değişim had safhadadır.İngilizce’deki ya da Fransızca’daki gibi kelimelerin oldukça farklı seslere dönüşmesi örnekleri Türkçe’mizde görülmez. 21)Türkçe’mizde istisna yok denecek kadar azdır.Her istisna da ayrı bir kuralın, düzenin başlangıcını gösterir.Türkçe’miz devamlı düzene ve güzelleşmeye doğru ilerlemektedir. 22)Türkçe’mizde diğer pek çok dilin aksine akraba adları detaylı bir şekilde mevcuttur.Özellikle, ağabey, abla, kardeş, bacı, teyze, yeğen, kuzen, amca, dayı, hala gibi pek çok akrabalık adları Türkçe’yi konuşan toplumların akrabalığa verdiği önemi açıkça göstermektedir. Bu durumda Türkçe akrabalar arası muhabbetin ifade edilmesi açısından en uygun dillerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. 23)Orhun abideleri gibi eski Türk anıtlarını incelediğimizde o dönemlerde kullanılan pek çok fiilin şu andaki Türk lehçelerinde de yaşadığını görmekteyiz. Hatta binlerce yıl önce konuşulan Türkçe’nin ek sistemiyle şu anda konuşulan Türkçe’nin ekleri genelde değişmemiş aynı veya benzer durumda gözükmektedirler.Türkçe’nin bu kelime ve ekleri muhafaza etmesi, bu dilin kurallılığının ve sağlamlığının açık bir tezahürü olarak gözükmektedir.Ama pek çok Hint Avrupa dilinde bildiğimiz gibi fiiller değişik zaman çekimleri esnasında bile değişebilmekte, aslıyla hiç ilgisi olmayan konuma girmektedirler. 24)Türkçe’miz yapım eklerinin yoğunluğu bakımından Hint Avrupa dillerinden ayrılır.Yapım ekleri sayesinde çok kolay bir şekilde bir kelime başka bir anlamı karşılayacak şekle dönüştürülebilmektedir. İngilizce’de ly, ness, less gibi sınırlı sayıda işlek yapım eki varken Türkçe’mizde yüze yakın yapım eki kullanılmaya hazır bir durumda tazeliğini muhafaza etmektedir. Antik çağlarda yaşamış pek çok felsefeci Hint Avrupa dillerini incelemiş, kendi dillerinin düzensizlikleri karşısında mantıklı ve düzenli dili oluşturma gayretine girişmişlerdir.Onları en çok zorlayan konulardan birisi de dillerindeki fiillerin ve kelimelerin düzensiz bir biçimde türemeleri olmuştur.Bu felsefeciler dillerindeki bu eksikliği gidermenin yapım ekleri kullanarak mümkün olacağını ifade etmişlerdir.Aslında o dönem felsefecisinin Türk dilini arzuladığını da söyleyebiliriz. 25)Türkçe’de birleşik zamanların oluşturulması oldukça kolaydır.İki zaman eki yan yana sırasına uygun bir şekilde kullanılıverir ve mesele hallolmuş olur.Ancak İngilizce gibi bazı dillerde yardımcı fiil kullanılma zorunluluğu vardır.Türkçe’de ikinci bir zaman ekinin eklenmesini sağlayan i- yardımcı fiili düştüğünden bu eklerin birbirine hiçbir kelime yardımı olmadan eklenmesi Türkçe’nin devamlı düzene doğru yürüyecek şekilde programlandığının açık bir kanıtı gibidir. Ben geliyordum. I was coming. 26)Türkçe’miz dünya dilleri içersinde bilinen en eski dillerden birisidir.Ve bu özelliğiyle hiçbir etki altında kalmadan kendi seyrinde gitmesini bilmiş müstesna dillerden birisidir.Prof. Dr. Osman Nedim TUNA pek çok ikna edici delile dayanarak Türkçe’nin en asgari 8.500 yaşında olduğunu hesaplamıştır.Onun en büyük delillerinden biri Sümer yazıtlarında oldukça yoğun bir şekilde bulunan Türkçe kelimelerdir.Bu bulgulardan yola çıkan bilgin Türkçe’nin en az 8.500 yıl öncesine uzanan bir geçmişi olduğunu ispat etmektedir.İngilizce gibi diller ise en çok 600-700 sene mazisi olan dillerdir.Türkçe gibi köklü bir geçmişi olan bir dil, elbette bu yönüyle de pek çok dilden üstündür. 27)Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU “Bye Bye Türkçe” adlı eserinde Türkçe ve Japonca arasındaki ilişkilere değinmiştir.Türkçe ve Japonca arasındaki benzerlikler oldukça şaşırtıcıdır.Bu Türkçe’nin çok köklü bir dil olduğunun başka bir kanıtıdır.Yine Profesör Elövset Zakiroğlu ABDULLAYEV “Türk Dillerinin Tarihsel Gelişme Sorunları” adlı eserinde Türkçe’nin Ermeni dilini pek çok yönden etkilediğini ve değişime uğrattığını reddedilmesi imkansız delillerle ispat etmiştir.Türkçe’nin Arapça’yı, Farsça’yı ve hatta İngilizce’yi de etkilediği aşikar bir gerçektir.Şu anda Arapça , Farsça ve İngilizce’de pek çok Türkçe kökenli kelime mevcuttur.Biz örnek olması açısından İngilizce’deki Türkçe bazı kelimeleri kitabımızın ileriki sayfalarında sizlerle paylaşacağız. 28)Türkçe, edebiyat dili olmak için de oldukça elverişli bir dildir.Türkçe’de nazma benzeyen atasözü, deyimler hazinesi oldukça zengindir.Hatta Orhun abidelerini inceleyen bazı bilginler, bu abidelerdeki yazıların Şiir olabileceğini söylemişlerdir. Türkçe’nin şiirsel üslubundan kaynaklanan bu durum, güzel Türkçe’mizin şiirselliğini gösteren bir örnektir.Asırlardır güzel Türkçe ile yazılmış eserler, tüm dünyada Türkçe’nin yayılmasına katkı sağlamışlardır. 29)Türk dili gibi, konuşanlarının sosyal yaşantısını aksettiren dil yok gibidir.Orhun abidelerindeki Türkçe incelendiğinde ses yapısı itibariyle bu kitabelerdeki dilin göçebe ve savaşçı bir topluma ait olduğu gözükmektedir.Bu abidelerde oldukça fazla kullanılan k, t, d, g gibi sesler bize bir savaştaki kılınç seslerini, atların nal seslerini hatırlatmaktadır.Ayrıca bu ve benzeri sesler Türkçe’ye ayrı bir azamet katmaktadır.Ancak zamanla toplumsal yapının değişmesi ile birlikte Türkçe’de de bazı değişimler olmuş ve böylelikle Türkçe yeri geldikçe oldukça yumuşak,yeri geldikçe oldukça sert bir dil ola gelmiştir.Şimdi gayet yumuşak ifadeleri içeren bir örnek yazarak Türkçe’nin bu güzelliğini ortaya koymak istiyorum. “ Seni tüm benliğimle sevdiğimi sana söylemek ve ruhumun derinliklerinde saklı mücevherleri senin yüreğine hediye etmek istiyorum.” Bu cümle incelendiğinde görülecektir ki ,gayet yumuşak ifadeler kullanılmıştır sevgiyi ifade etmek için..İstenilse bu cümle daha da tatlı seslerle daha da kulağa güzel gelecek şekilde kullanılabilirdi.Fakat içinde tehdit unsurları ve savaş, kavga gibi kavramları içeren bir cümle sert bir ses yapısına sahip görünmektedir. 30)Bir gazetede Sırbistanlı bir bayan Profesörün Türkçe’yi övüşünü ve bu dile olan sevgisini anlatışını okumuştum. Sırpça’da on bin Türkçe kökenli kelimenin var oluşu Sırpları Türkçe’ye ilgi duymaya itmektedir. Osmanlı’nın bu Hıristiyan tebaası bile Türkçe pek çok kelimeyi dillerinde bugüne kadar yaşata gelmiştir. Bugün Sırp gençliği Türkçe’ye büyük ilgi duymaktadır.Hatta bayan Prof. Teosodoviç Üniversite’deki Sırp gençlerin Türkçe şiirlerden çok hoşlandığını, bu dilin müzikalliğine hayran kaldıklarını ifade etmektedir.Bu da Türkçe’mizin apayrı bir güzelliğini de ortaya çıkarmaktadır. “Acun Firarda” adlı programda bir yabancı bayan, Acun’a “Konuştuğu dilin kulağa çok hoş gelen bir dil olduğunu, tebessüm etmesinin nedeninin de bu olduğunu” açık yüreklilikle ifade etmişti.Dilimiz gerçekten başka dilleri konuşanların da samimi itiraflarıyla kulağa hoş gelen, düzenli bir dildir. 31) Türkçe binlerce yıllık geçmişi olan ve halen de canlı olan bir dildir.Vaktiyle tüm dünyaya yayılan bu dil, bugün de Adriyatik’ten Çin seddine kadar yüz milyonlarca insan tarafından konuşulmaktadır.Düzeniyle, yaygınlığı ve canlılığıyla bu dil Dünya Dili olmaya aday dillerdendir. 32)Türkçe’deki ünlü seslerin zenginliği dikkat çekmektedir.Bu ünlüler dilimize ayrı bir güzellik katmaktadır.Türkçe konuşanlar başka dillerdeki ünlüleri seslendirmekte zorlanmazlar.Pek çok Hint Avrupa dilinde olmayan ö, ü, i gibi ünlüler gerçekten dilimize bir ayrıcalık katmaktadır. 33)Türkçe’mizde başka dil mensuplarının söylemekte zorlanacağı şekilde yan yana iki sessiz bulunmaz.Hint Avrupa dillerinde bulunan tren, global gibi kelimelerdeki yan yana gelen sessizlerin benzeri bir uygulama dilimizde yoktur. 34)Kafkas dilleri gibi bazı dillerde o derece fazla sessiz harf vardır ki, başka dil mensupları bu derece yoğun sessizleri çıkarmakta zorlanmaktadır.Bu gibi dillerdeki bu özellik, bu dillerin öğrenilmesini zorlaştırmaktadır.Türkçe’mizdeki ünsüz sesler ise tüm dünya dillerinin genelinin ses sistemlerinde var ola gelen seslerdir.Bu nedenle Türkçe’de telaffuzu çok zor bir ünsüz sese rastlanmaz.Bir dili dünya dili yapan özelliklerden biri olan bu özellik, dilimizin ses yapısının öğrenilmesini oldukça kolaylaştırmaktadır.Hatta aslen Türk olan pek çok dilbilimci Arapça, Farsça gibi dilleri o dilleri konuşanlardan daha iyi konuşmuşlardır.Mevlana, Zemahşeri, Fahreddin Mübarekşah gibi pek çok Türk ilim adamı Arapça ve Farsça gibi dilleri çok iyi öğrenmişler ve kullanmışlardır.Onların bu dilleri bu denli iyi öğrenmelerinde Türkçe’mizin az önce zikrettiğim özelliklerinin de büyük payı olmuştur.Şu anda da başka ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızın, yabancı dilleri o ülke vatandaşlarından daha iyi ve daha düzenli konuştuğu da bir gerçektir.Erovision şarkı yarışmasında İngilizce şarkı ile aldığımız birincilik ödülü, biraz da bu dilin Sertap Erener tarafından iyi kullanılmasının şerefine olmuş olabilir. 35)Kaşgarlı Mahmud gibi bir Türk bilgini daha 11.asırda Türkçe’deki kelime dağarcığının on bin civarında olduğunu, bu kelimeleri tek tek derleyip Divan-ı Lugat-it Türk adlı eserine alarak ispat etmiştir.Bu alim o dönemin şartlarına göre yaptığı araştırma ve incelemelerle 7.500 civarında kelimeyi lügatine alabilmiştir. Ancak kaba bir tahminle halk arasında kullanılan bu kelime sayısının en az on bin civarında olduğunu söyleyebiliriz. Hatta Türkçe’miz daha 5 ve 6. yüzyıllarda Ermenice gibi dilleri etkilemeye başlamış bu dile daha o dönemlerde kelimeler vermeye başlamış müstesna bir dildir.Bu günkü Ermenice’de Türkçe kökenli binlerce kelimenin olduğu da Ermeni dil bilginlerince de bilinen ve kabul edilen bir gerçektir. Oğuz Düzgün Politik ve ideolojik anlayışa dayanan “tasfiyeci-uydurmacı” dil anlayışı, -Millî duygu ve şuur eksikliği, -Okullarımızdaki Türkçe eğitim ve öğretiminin yetersizliği, -Basın–yayın organlarının dili önemsemeyen tutumları, -Yabancı dil hayranlığı ve yabancı dille öğretim, -Yabancı kültürlerin baskısı, -“Türkçeleşme” Adına Kelime Uydurmacılığı -Kelimelerin Uygun ve Doğru Seçilmemesi - Bazı Yardımcı Fiillerin Yanlış Kullanılması - Bazı kelimelerin söyleniş ve İmlâsındaki Yanlışlıklar - İsim ve Sıfat Tamlamalarının Bozulması http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20DILI/karaagac_01.pdf http://turkcesivarken.com/yazismalik/index.php?topic=5706.10;wap2 http://www.aksiyazar.com/turkcenin-zenginligi.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

https://twitter.com/kanaryamfenerli