25 Mart 2014 Salı

İKİNCİ SUREYİ ŞERİF...BAKARA SURESİ....The Heifer (Al-Baqarah)

_/\/\____________/\/\_____________ KANARYAM █▓▒░▒▓█ FENERLİ ¯¯¯¯¯¯\/\/¯¯¯¯¯¯¯¯¯\/\/¯¯¯¯¯¯¯¯¯ 2. The Heifer (Al-Baqarah) This chapter has 286 verses. In the Name of Allah, Most Gracious, Most Merciful. 1. Alif. Lám. Mím. 2. This is the Book; in it is guidance sure, without doubt, tothose who fear Allah; 3. Who believe in the Unseen, are steadfast in prayer, and spendout of what We have provided for them; 4. And who believe in the Revelation sent to thee, and sentbefore thy time, and (in their hearts) have the assurance of the Hereafter. 5. They are on (true) guidance, from their Lord, and it is thesewho will prosper. BAKARA SURESİ 24 YAPRAK 50 SAYFA TUTAR VE 2 CÜZ VE 1 CÜZ YARIMDIR. BAKARA SURESİNDE 38 TANE AYIN DURAĞI VARDIR AYIN DURAKLARI 7 AYET 20 AYET 29 AYET 39 AYET 46 AYET 59 AYET 61 AYET 82 AYET 86 AYET 96 AYET 103 AYET 112 AYET 121 AYET 129 AYET 141 AYET 147 AYET 152 AYET 163 AYET 167 AYET 176 AYET 182 AYET 188 AYET 196 AYET 210 AYET 216 AYET 221 AYET 228 AYET 231 AYET 235 AYET 242 AYET 248 AYET 253 AYET 257 AYET 260 AYET 266 AYET 273 AYET 281 AYET 283 AYET Bakara suresi, surenin 67-73. ayetlerinde geçen inek kıssası nedeniyle bu adı almıştır."Bu bir kitaptır ve hidayettir" büyük bir bölümü Hz. Peygamber'in (s.a.) Medine'de geçirdiği ilk iki yılda nazil olmuştur. Daha sonraki dönemde nazil olan kısa bir bölüm de, surede ele alınan konuyla yakın bağlantısı olduğu için sonradan sureye eklenmiştir. Örneğin, faizi yasaklayan ayetler Hz. Peygamber'in (s.a.) hayatının son döneminde nazil olmuş; fakat, bu sureye eklenmiştir. Aynı nedenle, Medine'ye hicretten önce Mekke'de nazil olan son ayetler de (284-286) bu sureye dahil edilmiştirBu sure Hidayet'e davettir ve kıssalar, anlatılan olaylar hep bu ana fikir etrafında döner. Bu surede özellikle Yahudilere hitap ettiği için, Hz. Peygamber'e (s.a.) indirilen Hidayet'e tâbi olmanın kendi hayırlarına olacağını göstermek üzere, tarihte yaşanmış birçok olaya değinilmiştir. Yahudiler Kur'an'ı kabul edenlerin ilki olmalıdırlar. Çünkü bu Kitap, Hz. Musa'ya (a.s.) indirilenin aynısıdır. 1-20 Bu giriş ayetleri Kur'an'ı bir Hidayet Kitabı olarak ilân eder: İman'ın temellerini, yani Allah'a, peygamberliğe, öldükten sonra dirilmeye olan inancı belirler; insanları kabul etme ve reddetme hususunda üç gruba ayırır: Müminler, kâfirler ve münafıklar. 21-29 Allah insanları Hidayet'i kabul etmeye, Alemlerin Yaratıcısı ve Rabbi olan kendisine boyun eğmeye, gönderdiği Hidayet'e, yani Kur'an'a ve öldükten sonra dirilmeye inanmaya davet eder. 30-39 Hz. Adem'in (a.s.) yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak tayin edilmesinin; onun Cennet'teki hayatının; şeytan'ın saptırmalarına kapılmasının; tövbe edip, tövbesinin kabul edilişinin hikâyesi, insanoğluna (Hz. Adem'in nesline) en doğru şeyin Hidayet'e (doğru yola) uymak olduğunu göstermek üzere anlatılmıştır. Bu hikâye aynı zamanda, İslâmî Hidayet'in Hz. Adem'e (a.s.) verilenle aynı olduğunu ve İslâm'ın insanoğlunun hakiki dini olduğunu da göstermektedir. 40-120 Bu bölümde Hidayet'e davet, özellikle İsrailoğulları'na yöneltiliyor ve onların düşüş nedenlerinin, Hidayet'ten sapmaları olduğunu göstermek üzere geçmiş ve bugünkü tutumları eleştiriliyor. 121-141 Yahudiler, ataları olarak çok değer verdikleri ve bir peygamber olarak kabul ettiklerini söyledikleri İbrahim Peygamber'e (a.s.) verilen Hidayet'in aynısını getiren O'nun torunu ve izleyicisi olan Hz. Muhammed'e (s.a.) tâbi olmaları konusunda ikaz ediliyorlar. Hz. İbrahim'in (a.s.) Kâbe'yi inşa edişinin hikâyesi, Kâbe, İslâm toplumunun kıblesi olacağı için anlatılmıştır. 142-152 Bu bölümde sanki liderliğin, daha önceden Yahudilerin yurtlarından çıkarılmalarına neden olan haddi aşmalarına karşı birçok kez uyarılan İsrailoğulları'ndan alınıp, müslümanlara verildiğini ifade edercesine, kıble'nin Mescid-i Aksa'dan (Kudüs) Kâbe'ye (Mescid-i Haram, Mekke) çevrildiği ilân ediliyor. 153-251 Bu bölümde, müslümanlara Hidayet'i tebliğ etmeleri için emanet edilen liderliğin ağır sorumluluklarını kaldırabilmeleri için pratik çözümler sunuluyor. Ümmet'i ahlâken eğitmek için namaz, oruç, zekât, hac ve cihad farz kılınıyor. Müminler ulu'l-emre itaat etme, adil olma, verdikleri sözde durma, anlaşmalara sadık kalma, mallarını Allah yolunda harcama konularında teşvik ediliyorlar. Günlük hayatlarını düzenlemeleri ve ahenkli bir şekilde devam ettirebilmeleri için yine sosyal, ekonomik, politik ve uluslararası meselelerin çözümü için gerekli kanun ve düzenlemeler bildiriliyor. Diğer taraftan Ümmet'i bozulup dağılmaktan korumak üzere içki, kumar, faizle borç vermek vs. yasaklanıyor. Bunların arasında, uygun yerlerde imanın temel esasları da yerleştiriyor; çünkü, ancak bunlar, kişinin Hidayet'e bağlanmasını sağlayıp destekleyebiliyor. 252-260 Bu ayetler, faizle borç vermenin yasaklanmasına bir giriş niteliğindedir. İnsanların hesaba çekileceği gerçeğini canlı tutabilmek için Allah'a, Vahy'e ve Ahiret'e iman tekrar vurgulanıyor. Allah'ın her şeye kâdir olduğunu ve ölüyü diriltip ondan hesap sormaya muktedir olduğunu göstermek üzere, Hz. İbrahim (a.s.) ve yüzyıl uyuyup, sonra uyananlar hakkındaki kıssalar anlatılıyor. Bu nedenle müminler bunu gözönünde bulundurmalı ve faizle borç para vermekten kaçınmalıdırlar. 261-283 153-251. ayetlerin özetini vermiştik. Orada müminler sadece Allah'ın razı olması için O'nun yolunda infak etmeye teşvik ediliyorlardı. Buna karşılık burada, faizle borç vermenin kötülüklerine karşı uyarılıyor. Günlük alış-verişlerde dürüst davranmaları konusunda da talimatlar veriliyor. 284-286 Surenin başında olduğu gibi bu son ayetlerinde de, imanın temel ilkeleri tekrarlanıyor. Daha sonra sure, müslümanların İslâm'ı tebliğde çektikleri güçlükler nedeniyle o sırada çok ihtiyaç duydukları bir dua ile bitiyor. (Arapça: سورة البقرة), Kur’an’ın diziminde ikinci sırasında yer alan bu sûre Kur'anın en uzun sûresi olup, 286 ayetten oluşmaktadır. Hikayenin mantığı birçok tefsirciyi zorlamış ve değişik açıklamalar yapmak zorunda hissetmişlerdir. Hikayede öldürülen bir kişinin katilinin bulunması için Tanrı'nın bir inek kesilmesi emri vermesi, israiloğullarının bu emre direnmesi, Musa'yı alay etmekle suçlaması ve sonra da kesilen ineğin bir parçasıyla ölüye vurularak diriltilmesi ve kendisini öldürenin kim olduğunu söylemesi anlatılır. Hikayedeki Allah'ın inek kesme emri anlamsız veya abes göründüğü ve abesle iştigal Tanrı'ya yakışmayan bir sıfat olduğu için konuyla ilgili yorumlar yapılmıştır. Buna göre Allah'a ve Musa'ya inanan İsrailoğulları yerel halkın (Mısırlılar) ineği yüceltmesinden ve kutsallık atfetmesinden etkilenmişler, Tanrı da onlara bir inek kesmelerini emrederek karşılık vermiştir. Sure'nin 65-66. ayetlerine göre Cumartesi çalışmama yasağını çiğneyen bir Yahudi topluluğu Tanrı tarafından diğer insanlara ibret olması için maymuna döndürülerek cezalandırılmışlardır. Surenin 102. ayeti Babil, Sümer mitolojileriyle Tevrat ve Avesta gibi dini kaynaklarda birbirine yakın telaffuzlarla (tevratta Merodach) anılan Harut ve Marut kıssası ile ilgilidir. Mitolojide tanrı (Marduk) veya tanrısal varlıklar olarak anlatılan Harut ve Marut, yahudi ve hristiyan kaynaklarında Babilin "düşmüş melekleri" Kur'anda ise insanlara sihir öğreten iki melek olarak geçmektedir. ehli kitabın yani Yahudi ve Hıristiyanların kendilerine gönderilen emirleri nasıl tahrip ettiklerinden bahseder. Tabi bu bahis genel kültür amaçlı değil, bilakis aynı hatalara düşülmemesi için örneklik teşkil eder. Ayrıva mü'minlerin vasıflarından ve aralarında sosyal ve siyasi anlamdaki hukuki kaideleri tafsilatlı olarak açıklayan ayetler mevcuttur. ع: Konu bütünlüğünü gösteren işarettir. Okuyan namazda ise ve rüku yapmak istiyorsa, bu işaretin olduğu yerde rüku etmesinin münasip olduğunu gösterir. Not: Kuran’da birkaç yerde, kıraat imamlarının oradaki durak işareti konusunda ihtilaf etmelerinden, iki durak işareti birden kullanılmıştır. Mesela, Duhân 44/49, s. 499’un başındaki “zuq (ذُقْ)” kelimesinin sonunda “lâ” ve “cim” durak işareti beraber yazılmıştır. Biz bu iki durak işaretinden birisine uyabiliriz. الجزؤ : Cüz başlarını belirtmek için yazılmıştır. 20 sayfaya bir cüz denir (son cüz olan 30. cüz, 26 sayfadır). حزب : Her cüz 4 hizbe ayrılır, her cüzün ¼'ini gösterir (26 sayfa olan 30. cüzde de 4 hizb vardır). سجده : Secde ayetlerini gösterir ve o ayet hizasına konur. Kuran'da 14 yerde secde âyeti vardır: مد : Hangi harfin altında bulunuyorsa o harf bir elif miktarı uzatılır: Mesela: مُسْتَهْزَِؤُنَ (Bakara 2/14, s. 4 “u” nun altında) قصر : Hangi harfin altında bulunuyorsa, o harf uzatılmadan okunur: Mesela: أُولَئِكَ (Bakara 2/5, s. 2) ص : Vasl hemzeleri (okunmadan geçilen hemzeler) üzerine konur. Mesela: س : Kuran'da ص harfiyle yazıldığı halde س gibi ince okunması gereken yerlerde kullanılır. Sad harfinin altına yazıldığı yerlerde “sad” harfi,“sin” gibi okunur: اَلْمُصَيْطِرُونَ (Tûr 52/37, s. 526) , وَاللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْصُطُ (Bakara 2/245, s. 40) a. Allah Lafzının Kalın Okunduğu Yerler: Allah isminden önceki harfin harekesi üstün veya ötre ise Allah isminin lam’ı kalın okunur: هُوَ الَّلهُ , نَصْرُ الَّلهِ b. Allah Lafzının İnce Okunduğu Yerler: Allah isminden önceki harfin harekesi esre olursa Allah isminin lam’ı ince okunur:, بِسْمِ اللَّهِ ,أَعُوذُ بِاللَّه للَّهِِ HE ZAMİRİNİN OKUNUŞU a. He Zamirinin Uzatılarak Okunduğu Yerler: i. He zamirinin harekesi ötre, kendinden önceki harfin harekesi ise üstün yahut ötre olursa, bir elif miktarı çekilerek okunur: اِنَّهُ , وَلَهُ , شَرُّهُ , رَبُّهُ ii. He zamirinin harekesi esre, kendinden önceki harfin harekesi de esere olursa, bir elif miktarı çekilerek okunur: بِهِ , رَبِّهِ , وَبِهِ b. He Zamirinin Uzatılmayarak Okunduğu Yerler: i. He zamirinin harekesi ötre, kendinden önceki harfin harekesi ise esre olursa, he zamiri çekilmez: Saffat 37/42, s. 448) فَوَاكِهُ ii. He zamirinden önceki harf cezimli veya medd-i tabiî ise, he zamiri çekilmez: عَلَيْهِ , اِلَيْهِ , فِيهِ , خُذُوهُ , هُدَاهُ v. Çekilen he zamiri, durakta gelirse, çekilmeden okunur: لِقَوْمِهِ , شَرُّهُ , مَالَهُ SEKTE Sekte, nefes almadan bir elif miktarı kadar bir süre sesi kesmeye denir. Kuran’da şu dört yerde sekte vardır ve sekte yapılacak yerde harfin altında سكته yazılıdır: a. Kehf 18/1, s. 294’un sonundaki عِوَجًا kelimesinde: … وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا (1) قَيِّمًا Burada sekte yapılmasaydı عِوَجًا derken ihfa yapılması gerekirdi. b. Yâsin 36/52, s. 444’deki مَرْقَدِنَا kelimesinde: … مِنْ مَرْقَدِنَا هَذَا … c. Kıyame 75/27, s. 579’daki مَنْ kelimesinde: وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ d. Mutaffifîn 83/14, s. 589’daki بَلْ kelimesinde: … Peygamberin (sav) vahiy alış şekilleri yani vahyin mertebeleri altı şekilde olmuştur: 1- Altı ay süren sadık rüyalar şeklinde gerçekleşmiştir. 2- Uyanıkken melek görünmeksizin vahyi Peygamberin kalbine ilka buyurması ile gerçekleşir. 3- Melek insan suretinde temessül etmesi ile gerçekleşir. (ÖRN..: Sahabeden Hz. Dıhye suretinde gelmiştir.) 4- Melek çan sesine benzer bir surette hitap ederdi ki en zor olanı buydu. 5- Cebrail asli suretinde görülmüştür. 6- Miraçta olduğu, gibi Allah’tan vahiy vasıtasız olarak almıştır. Vahiy Peygamber Efendimize kırk yaşında Ramazan ayında bir pazartesi günü gelmiştir. 24, 27. veya 17. günü olduğu konusunda ihtilaf vardır. İlk vahiyden sonra bazılarına göre üç yıl bazılarına göre 2.5 yıl, diğer bir görüşe göre ise 40 gün vahiy kesilmiştir. Daha sonra Müddessir Süresinin ilk ayetlerinin nazil olmasıyla bu dönem bitmiştir.KUR’AN’ı Kerim 23 yılda tedrici olarak nazil olmuştur. Bunun 12 yıl 5 ay 13 günü Mekke’de 9 yıl 9 ay 9 günü ise Medine’de gerçekleşmiştir. Mekke’de inen sürelere Mekki, Medine’de inen sürelere ise Medeni süreler denir. İlk nazil olan ayet “İKRA” ayeti ilk nazil olan süre “MÜDDESİR” veya “FATİHA” süresi; son nazil olan süre ise “NASR” süresidir. KUR’AN’ı Kerim ilk olarak Levh-i Mahfuzdan dünya semasına inmiş, oradan da daha çok bir sual veya bir hadise sebebi yle tedrici olarak nazil olmuştur.Mukataat-I Süver 29 sürenin basında geçen 14 harftir. İkisi Medeni 14′ü ise Mekki sürelerde geçer. Müteşabih olan bu harflerin dikkat çekmek, remiz, şifre, süre isimleri ve Hz. Peygamber (sav) ile Alahü Teala arasında bir sır olduğunu İslam alimleri belirtmişlerdir.KUR’AN’ı Kerim 42 vahiy katibi tarafından yazılmıştır. En meşhurları Mekke’de Abdullah b. Sa’d Medine’de ise Übey ibni Kab’dır.Sahabenin elinde dağınık halde bulunan KUR’AN ayetleri Hz. Ömer’in ısrarı Hz. Ebu Bekir’in emriyle Zeyd ibni Sabit tarafından toplanmıştır. KUR’AN’ı Kerim Allah Rasülü zamanında yazılmış, ezberlenmiş ve tilaveten cem olunmuştur. Ayetler toplanırken yazılı belge ve iki şahit istenmiş, hafızlardan dinlenmiştir. Hz. Osman (ra) zamanında Azerbaycan ve Ermenistan fethi sırasında Irak’lı Müslümanlarla Şam’lı Müslümanlar kıraat farklılığı sebebiyle ihtilaf edince Huzeyfe b. Yaman imam olacak bir KUR’AN’ı Kerim’in yazılmasını talep etmiştir. Bu konuda yine Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr, Sait b. As, Abdullah b. Haris’in de içinde bulunduğu 12 kişilik bir heyet Hz. Osman tarafından görevlendirilmiştir. İstinsah yapılırken Kureyş lügatı esas alınmış ve çoğaltılan Mushaflar Basra, Küfe, Şam,Mekke, Yemen’e gönderilmiştir.İlk yazıldığında nokta’sız ve harekesiz olan KUR’AN ayetleri Arap olmayan insanların Müslüman olmasıyla yanlış okununca Muaviye zamanında Ebul Esved Eddüeli’ye emredilir. O da üstüne içine ve yanına ve altına nokta koyar. Daha sonra daire konmuş, harekeler renkli yapılmıştır. Haccac-ı Zalim zamanında birbirine benzeyen harfler noktalanmış ve Halil b. Ahmet (M. 718-786) tarafından bugünkü harekeler konulmuştur.Kıraat; okumak demektir. Kurra; KUR’AN’ı Kerim’i ezberleyen ve başkasına öğretendir. Hz. Osman (ra), Hz. Ali (ra), Ubey b. Ka’b (ra) sahabeden olan kurralardandır. Mütevatir olan 7 kıraat vardır. Bunlar İbni Kesir, Nafi, İbni Amir, Ebu Amr, Hamza, Kisai ve Asım kıraatleridir.“KUR’AN’ı kerim yedi harf üzerine nazil olmuştur.”KUR’AN’ı kerim’de Farsça, Türkçe, Yunanca, Habeşçe, Süryanice gibi dillere mensup kelimelerde mevcuttur.KUR’AN ilmi tefsir ve kıraat olarak ikiye ayrılır. Tefsir, müfredat ve el fazı şerh ve izaha denir; mana ve cümlelere Müteallik olanlara da te’vil denir. Rivayet ve nakillere dayanarak yapılan tefsirlere rivayet, rivayet tefsirine dayanarak ulemanın ayetleri tefsir etmesine ise dirayet tefsiri denir. KUR’AN’dan hüküm çıkartmak için dirayet tesirine ihtiyaç vardır. Sebeb-i nüzül’e bakıyor, nasih ve mensuhu dikkate alıyordu. İbni Cerir Taberi’nin tefsiri rivayet tefsiridir. Fahrettin Razi’nin Tefsir-i Kebir’i ise Dirayet tefsiridir. Sahabeden Raşit halifeler İbni Mes’ut, İbni Abbas; Tabiinden Mücahit, İkrime, Hasan Basri; Tebei Tabiinden ise Süfyan b. Uyeyne meşhur tefsircilerdir. Kaf ile kef ötre ile olunca, ikisini de ku diye okuyup yazmak, Arapçada yanlışlığa sebebiyet verebilir. Mesela kul ile kül farklı manaya gelir. Kul, söyle demektir. Kül ise, ye veya hep manasına gelir. İkisi de kul diye okunup yazılırsa, yanlışlık olur. Kum ile küm de böyledir. Kum, kalk demektir, küm ise siz manasına gelir. Evladüküm, evladınız demektir. Kur, ziftler; kür ise, demirci ocağı demektir. Kusur, eksiklik, ayıp, suç, kusur; küsur, kesirler, artan parçalar demektir. Sükut, konuşmamak; sukut ise düşmek, aşağı inmek demektir. İkisi de sin’le başlamaktadır; fakat birincisinde sin’den sonra ince olan kef harfi gelmekte, ikincisindeyse, kalın olan kaf harfi gelmektedir. İkisini de u harfiyle yazarsak birbirine karışır. Birincisine sükut, ikincisine de sukut demek daha uygun olur. Mesela sukut-u hayâl, hayâl kırıklığı demektir. Sad’la sin birbirinden farklıdır. Sad’la yazılan suud kelimesi, yukarı çıkmak, sin’le yazılan süud kelimesiyse, mesud olmak demektir. Sin’den ve sad’dan sonra ayın da vardır. Süud diye yazmak daha doğru olur. Sual kelimesi sin harfiyle yazılır, süal diye okunur. Sual denirse Sad harfiyle okunmuş olur. Zı ile Ze, Tı ile Te, Ha ile he harfleri de böyle farklıdır. Diğer harflerin bazılarında da bu durum vardır. Yanlış anlaşılmayacak şekilde okuyup yazmak gerekir. Mesela Allahu teâlâ yerine Allahü teâlâ demeli ve öyle yazmalıdır. Hü denilince, ha harfiyle karışmaz. Hu denilince ha harfiyle karışabilir. Dat harfini zı veya ze olarak okumak yanlış olduğu gibi, dal harfi gibi okumak da yanlıştır. Mahrecine uygun şekilde dat olarak okumalı, zat okumamalı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

https://twitter.com/kanaryamfenerli