14 Mart 2014 Cuma

HZ. MUHAMMED MUSTAFA’NIN (SAV) İSİMLERİ

HZ. MUHAMMED MUSTAFA’NIN (SAV) İSİMLERİ _/\/\____________/\/\_____________ KANARYAM █▓▒░▒▓█ FENERLİ ¯¯¯¯¯¯\/\/¯¯¯¯¯¯¯¯¯\/\/¯¯¯¯¯¯¯¯¯ Abdullah: Allah (cc)' ın kulu Abid: Kulluk eden, ibadet eden Adil: Adaletli Ahmet: En çok övülmiş, sevilmiş Ahsen: En güzel Ali: Çok yüce Alim: Bilgin, bilen Allame: Çok bilen Amil: İşleyici, iş ve aksiyon sahibi Aziz: Çok yüce, çok şerefli olan Beşir: Müjdeleyici Burhan: Sağlam delil Cebbar: Kahredici, galip Cevad: Cömert Ecved: En iyi, en cömert Ekrem: En şerefli Emin: Doğru ve güvenilir kimse Fadlullah: Allah-ü Tealanın ihsanı, fazlına ulaşan Faruk: Hakkı ve batılı ayıran Fettah: Yoldaki engelleri kaldıran Galip: Hakim ve üstün olan Gani: Zengin Habib: Sevgili, çok sevilen Hadi: Doğru yola götüren Hafız: Muhafaza edici Halil: Dost Halim: Yumuşak huylu Halis: saf, temiz Hamid: Hamd edici, övücü Hammad: Çok hamdeden Hanif: Hakikate sımsıkı sarılan Kamer: Ay Kayyim: Görüp, gözeten Kerim: Çok cömert, çok şerefli Macid: Yüce ve şerefli Mahmud: Övülen Mansur: Zafere kavuşturulmuş Masum: Suçsuz, günahsız Medeni: Şehirli, bilgilive görgülü Mehdi: Hidayet eden, doğru yola erdiren Mekki: Mekkeli Merhum: Rahmetle bezenmiş Mes'ud: Mutlu Metin: Çok sağlam ve güçlü Muallim: Öğretici Mukteda: Peşinden gidilen Mübarek: Uğurlu, hayırlı, bereketli Mücteba: Seçilmiş Mükerrem: Şerefli, yüce Müktefi: İktifa eden, yetinen Münir: Nurlandıran, aydınlatan Mürsel: Elçilikle görevlendirilmiş Mürteza: Beğenilmiş, seçilmiş Muslih: Islah edeci, düzene koyucu Mustafa: Çok arınmış Müstakim: Doğru yolda olan Muti: Hakka itaat eden Mu'ti: Veren ihsan eden Muzaffer: Zafer kazanan, üstün olan Müşavir: Kendisine danışılan Naki: Çok temiz (bilgi yelpazesi.net) Nakib: Halkın iyisi, kavmin en seçkini Nasih: Öğüt veren Natık: Konuşan, nutuk veren Nebi: Peygamber Neciyullah: Allah' ın sırdaşı Necm(i): Yıldız Nesib: Asil, temiz soydan gelen Nezir: Uyarıcı, korkutucu Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk Nur: Işık, aydınlık Rafi: Yükselten Ragıb: Rağbet eden, isteyen Rahim: Mü'minleri çok seven Razi: Kabul eden, hoşnut olan Resul: Elçi Reşid: akıllı, olgun, iyi yola götürücü Said: Mutlu Sabir: Sabreden, güçlüklere dayanan Sadullah: Allah' ın mübarek kulu Sadık: Doğru olan, gerçekci Saffet: Arınmış, seçkin kişi Sahib: Malik, arkadaş, sohbet edici Salih: iyi ve güzel huylu Selam: Noksan ve ayıptan emin olan Seyfullah: Allah' ın kilıcı Seyyid: Efendi Şafi: Şefaat edici Şakir: Şükredici Taha: Kur'an-ı Kerim' deki ismi Tahir: Çok temiz Taki: Haramlardan kaçınan Tayyib: Helal, temiz, güzel, hoş Vafi: Sözünde duran, sözünün eri Vaiz: Nasihat eden Vasıl: Kulu Rabb'ine ulaştıran Yasin: Kur'an-ı Kerim' deki ismi, gerçek insan, insan-ı kamil Zahid: Masivadan yüz çeviren Zakir: Allah' ı çok anan Kur'an-ı Kerim'deki isimleri: Ahmet, Emin, Beşir, Burhan, Hatem, Dai, Rauf, Rahim, Rasulu'r-Rahme, Sirac, Münir, Sırat-ı Müstakim, Ta-Ha, Ya-Sin, Ha-Mim, Abd, Urvetü'l-Vüska, Kademü's-Sıdk, Muhammed, Müddesir, Müzzemmil, Mustafa, Mücteba, Nebiyyü'l-Ümmi, Nezir, Nimetullah, Hadi. Diğer kitap ve sayfalardaki isimleri: İncil'de; Ahmet, Baraklit, (veya Faraklit), Hanbata, Ruhu'l-Hak, Ruhu'l-Kuds, Sahibü'l-Kadib, Sahibü'n-Naleyn. Tevrat'ta; Ahyed, Bidbid, Dahuk, Mütevekkil, Muhtar. Zebur'da; İklil, Cebbar, Hamyata, Hathat, Kayyim, Mukimü's-Sünne. Diğer peygamberlere indirilen suhufta; Ehunah, Tabtab, Müşeffih, Ecir, Hatem, Mazmaz, Munhaminna'. Hadislerde belirtilen isimleri: Ahmet, Ahyed, Emin, İmamü'l Muttakin, Haşir, Habibullah, Rakibül-Burak, Rasulü'r-Rahme, Rasulü'r-Rahe, Rasulu'l-Melahim, Seyyidü'l-Mürselin, Seyyid-i Veled-i Adem, Sabık, Şeff, Şafı', Müşeffa', Sahibü'l-Hatem, Ta-Ha, Zahir, Akıb, Abdullah, Kaidü'l Gurri'l-Muhaccelin, Kuşem, Mahi, Muhammed, Müddessir, Müzzemmil, Muktefi, Mukaffa, Nebiyyü't-Tevbe, Nebiyyü'r-Rahme, Nebiyyü'l-Melhame, Ya-Sin. Esma-i Hüsna ile ortak olan isimleri: Evvel, Ahir, Cebbar, Hamid, Hamid, Hak, Habir, Ra'uf, Rahim, Şahid, Şehid, Şekur, Sadık, Azız, Azim, Afüvv, Alim, Fettah, Kuddus, Kavı, Zu-Kuvve, Kerim, Ekrem, Mübeşşir, Mübin, Mahmud, Mümin, Müheymin, Nur, Veli, Mevla, Hadi, Ya-Sin. Hz. Peygamber'in diğer Peygamber ve Din büyükleriyle ortak olan isimleri: Yüce Peygamber'in Ahmet, Muhammed, Akıb, Haşir, Mukaffa, Nebiyyü'l-Melhame gibi isimleri yalnızca kendisine hastır. Ancak Rasulullah, Nebiyyullah, Abdullah, Şahid, Mübeşşir, Nezir, Nebiyyü'r-Rahme, Nebiyyü't-Tevbe gibi isimleri diğer (bilgi yelpazesi.net) peygamberlere de verilmiştir. Bu arada Hz. Adem'in Safıyyullah, Hz. İbrahim'in Halilullah, Hz. Musa'nın Kelimullah, Hz. İsa'nın Ruhu'l-Kuds, Hz. Ali'nin Murteza ve Mücteba, İmam Gazzali'nin Hüccetü'l-İslam isimleri aynı zamanda Hz. Peygamber'in de ismidir. Yalnızca Hz. Peygamber için kullanılan tabirler: Dini ve edebi metinlerde geçen Fahri Kainat, Fahri Adem, Mefhar-ı Alem, Ebü'l-Müminin, Hayru'l-Mürselin, Kan-ı Şefaat, Mahbub-ı Hak, Muin-i Beşer, Rasulü's-Sakaleyn, Seyyidü's-Sadat, Seyyidü'l-Mürselin, Sultanı Enbiya gibi terkipler doğrudan Hz. Peygamber'e işaret eden tabirlerdir. Bu sebeple kültürümüzde ve edebiyatımızda Yüce Peygamber için kullanılan bu tabirlerin, sıfat manası dikkate alınmadan birer özel isim olarak telakki edilmeleri ve imlada da büyük harflerle yazılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Hz. Peygamber'in edebi mahiyetteki isimleri: Edebi metinlerde, özellikle naatlarda Hz. Peygamber için sultan, ay, güneş, deniz, inci, gül, bülbül, servi, çerağ, tabip gibi motifler ele alınırken; bu teşbih ve istiarelere bağlı terkipler çoğu zaman birer isim olarak kullanılmıştır. Bunlardan bazıları: Meh-i Burc-i Fezayil, Bedr-i Düca, Mah-ı Münir, Sadr-ı Bedr-i Kainat, Ayine-i Ezel, Mir'at-ı Huda, Cevheri Zat, Dürre-i Beyza, Dürr-i Yetim, Şems-i Kevneyn, Şems-i Sübhan, Afitab-ı Evc-i Din, Neyyir-i A'zam, Sehab-ı Rahmet, tabip-i Mariz-i İsyan, Menba-ı Ab-ı Hayat, Nizamü'l-Alemin, Ruh-i-A'zam, Ser-Çeşme-i Kerem, Serv-i Bostanı Din, Şahenşah-ı Asfiya, Ukde-Güşa gibi. Hz. Peygamber'in isimleriyle ilgili bütün bu tasniflerin dışında: O'nun değişik zaman, mekan ve topluluklara göre aldığı adlar da ayrı bir kategori teşkil eder. Buna göre Hz. Peygamber'e; Ahmet isminin dünyaya gelmeden önce, MUHAMMED MUSTAFA’NIN hayatta iken, Mahmud adının da kendisinden sonra verildiği konu edilir. Ayrica Ka'bu'l-Ahbar'dan nakledilen bilgilere göre Hz. Peygamber: "ehl-i cennet meyanında ABDÜ'L-KERİM, ehli berzah indinde ABDÜ'L-CEBBAR, melaike-i arş lisanında ABDÜ'L-HAMİD, şair fıriştegan beyninde ABDÜ'L-MECİD, peygamberan arasında ABDÜ'L-VEHHAB, cinniyan içinde ABDÜ'R-RAHİM, şeyatinde ABDÜ'L-KAHHAR, cibalde ABDÜ'L-HALLAK, bahrde ABDÜ'L-KADİR, balıklarda ABDÜ'L-KUDDUS, haşeratta ABDÜ'L-MUGİS, vahşilerde ABDÜ'R-REZZAK, siba yani yırtıcı hayvanlarda ABDÜ'S-SELAM, dört ayaklı hayvanlar indinde ABDÜ'L-MÜ'MİN, kuşlar indinde ABDÜ'L-GAFFAR" isimleriyle bilinmektedir. Rasûl-i Ekrem Efendimizin üçü erkek Kasım, Abdullah, İbrahim dördü kız olmak üzere yedi çocuğu doğmuştur. Bunlar doğuş sırasıyle (Kasım, Zey-neb, Rukayye, Ümmü Külsûm, Fâtıme, Abdullah, İbrahim) isimlerini taşımışlardı. Bu yedi çocuğun altısı Hazreti Hadîceden, yedincisi Mısırlı Hazreti Mâriyeden idi. (716).İbni İshak, Peygamberimizin (Tâhir) ile (Tayyeb) adında iki evlâdı daha olduğunu söylemektedir; (717). "4.., , 1) Kasım: Rasûl-i Ekremin ilk çocuğu Kasım idi. Bu sebepten künyesi: Ebül-Kasım (Kasımın babası) oldu. Hazreti Peygamber, Ebûl-Kasım adiyle çağırılmasın-dan hoşlanırdı. Ashab da kendisini bu isimle çağırırlardı. İbni Sa'de göre, Kasım iki sene yaşadı. Mekkede vefat etti. Rasûl-i Ekremin çocukları içinde ilk ölen: Kasım oldu. , 2) Zeyheb:Peygamberimizin en büyük kızıydı. Kasımdan sonra doğmuştu. Zeyneb doğduğu zaman, Rasûl-i Ekrem otuz yaşındaydı. Mekke'de doğmuş olan Zey-neb, Hicretin sekizinci senesi Medine'de vefat eyledi. Otuz yaşında bulu-nuyordu.Zeyneb, önce, teyzesinin oğlu Ebûl'as ile evlenmişti. Ebûl as bidayette müşriklerden ayrılmadığı için, "Bedr" gazvesinde müslümanların eline esir düşmüş, kurtulunca, Zeynebi Medine'ye göndereceğine söz vermişti. Rasûl-i Ekrem, ailesini getirmek için, "Harise oğlu Zeyd"i göndermişti. Zeynebi Me-dine'ye götüren Zeyd oldu. Zeyneb Medine'ye gitti ve fakat zevci Ebûl'as Mekke'de kaldı.Ebûl'as, bir seriyye esnasında yine müslümanların eline esir düştü ve fakat Hazreti Zeyneb'in himayesi sayesinde serbest bırakıldı.Ebûl'as, ikinci defa esirlikten kurtulunca, Mekke'ye gitti. Emanetleri sahiplerine verdikten sonra, müslümanlığı kabul etti. Medine'ye hicret eyledi. Müslüman olduğu için nikâhları yenilendi. Ebûl'as, Hazreti Zeynebe iyi mua-mele ederdi. Bu yüzden, Rasûl-i Ekremin takdirini kazandı. Zeyneb, kocasına tekrar kavuştuktan sonra çok yaşayamadı. Vefatında, cenazesi "Ümmü Eymen" ile "Hazreti Şevde" tarafından yıkandı. Namazını Rasûl-i Ekrem kıl-di. Mezarına Ebûl'as indirdi. 3) RukayyeRasûl-i Ekremin ikinci kızıydı. Doğduğu zaman Hazreti Peygamber Efendimiz, otuzüç yaşında bulunuyordu. Rukayye babasının Peygamberliğinden önce, Ebûlehebin oğlu, Utbe ile evlenmişti. Rasûl-i Ekrem, halkı İslama dâvete başlayınca Ebûleheb, oğlunu çağırdı:- "Oğlum! Muhammed'in kızından ayrılmıyacak olursan, ben senden ayrılırım." dedi. Utbe de babası Ebûlehebin teşvikiyle "Rukayye"yi bıraktı. O zaman Rukayye, Hazreti Osman ile evlendi. Habeşistana göç eden ilk kafileye Hazreti Osman, zevcesi Hazreti Rukayye ile birlikte katılmışlardı. Hazreti Osman, Habeşistandan Mekke'ye dönmüş, oradan da Medine'ye hicret etmişti. Rukayye, Bedr gazası günlerinde hastalanmış, bu yüzden Hazreti Osman, Bedr muharebesinde bulunamamış, hattâ zevcesi başında kaldığı için, mazeretliler arasına konulmuştu.Bedr gazası zaferini Harise oğlu Zeyd, Medineye ulaştırdığı gün, Hazreti Rukayye vefat etmişti. Rasûl-i Ekrem de, Bedr savaşı yüzünden, kızı Ru-kayyenin cenazesinde bulunamamıştı. 4) Ümmü Külsüm:Rasûl-i Ekremin üçüncü kızıydı. Rukayye, nasıl Ebûlehebin oğlu Utbenin nikâhlısı iken ayrılmış ise, Ümmü Külsûm da, Ebûlehebin diğer oğlu Utey-benin nikâhı altında bulunuyordu. Her ikisi de evlenmeden ayrılmışlardı.Bedr gazasının sonunda, Hazreti Rukayyenin ölümünden bir yıl sonra, Hicretin üçüncü yılı, Hazreti Osmanla evlendi.Buhârînin bildirdiğine göre, Hafsa dul kalınca, Hazreti Ömer, Osman'a müracaat ettiği zaman, Hazreti Osman tereddüt etmişti. O zaman Rasûl-i Ekrem, Ömere:- "Ben sana Osman'dan, Osmana'da senden daha iyi bir adam bulacağım. Kızını bana ver, ben de kızımı Osman'a vereyim."demişti (718).Hazreti Osmanla evlenen Ümmü Külsûm, onunla altı yıl beraber yaşadı. Hicretin dokuzuncu senesi vefat etti. Cenaze namazı Rasûl-i Ekrem tarafından kılındı. Hazreti Ali Hazreti Fadl ve Hazreti Üsâme tarafından gömüldü.Hazreti Osman, Rasûl-i Ekremin iki kızı: Rukayye ve Ümmü Külsûm ile evlendiği için, "İki nur sahibi" mânâsına "Zinnûreyn" sıfatını kazanmıştı: (719). 5) Fâtıme:Rasûl-i Ekremin en küçük ve fakat en sevgili kızıydı. İlâhî vahiy ilk geldiği zaman, Mekke'de doğdu. Hicretin ikinci senesi Medinede Hazreti Ali ile evlendi. Evlendikleri zaman Hazreti Fâtıme 15, Hazreti Ali 24 yaşındaydı. Rasûl-i Ekrem, kızı Fâtıme için, yatak çarşafı, iki değirmen, bir su tulumu hazırlamış, Hazreti Fâtıme, değirmenlerle su tulumunu, bütün ömrü boyunca kullanmıştı.Rasûl-i Ekrem Hazreti Ali ile Hazreti Fâtımenin iyi geçinmesini ister, aralarında ihtilâf çıkarsa, onları barıştırırdı. Bir gün Ali, Fâtımeye şiddetli bir muamelede bulunmuş, Fâtıme de Rasûl-i Ekreme başvurarak Ali'yi şikâyet eylemişti. Fâtımeden sonra, Ali gelmiş, o da Fâtıme'yi şikâyette bulunmuş, fakat Rasûl-i Ekrem ikisin de barıştırmıştı.Bir defa da, Hazreti Ali ikinci bir zevce almaya kalkmış, bunu haber alan Rasûl-i Ekrem çok üzülmüş bir hutbesinde;- Benim kızım benim ciğerparemdir. Kızımı kederlendiren her şey, beni de kederlendirir" demiş, bunun üzerine Hazreti Ali teşebbüsünden vazgeçmiş, Hazreti Fâtımenin sağlığında başka bir kadınla evlenmemişti: (720).Hazreti Fâtıme, Hicretin 11 inci senesi, babasından altı ay sonra vefat eyledi. Rasûl-i Ekrem Efendimizin irtihalinde kızı yirmibeş yaşındaydı.Rasûl-i Ekrem, kızı Fâtımeyi çok severdi. Hastalığı sırasında onu yanına çağırdı. Kulağına fısıldadı. O zaman Fâtıme ağladı. Sonra yine fısıldadı. Bu sefer, Fâtımenin yüzü güldü. Hazreti Âişe sordu. Hazreti Fâtıme de:- "Önce, Rasûl-i Ekrem, hastalığı sonunda öleceğini söyledi: Ağladım. Sonra, ailesi içinde kendisine ilk kavuşacak olanın ben olduğumu haber verdi: O zaman da sevindim."' diye cevap vermişti: (721).Rasûl-i Ekrem Efendimizin soyunu yaşatan Hazreti Fâtıme oldu. Fâtımenin beş çocuğu oldu: Hasen, Hüseyn, Muhsin, Ümmü Külsûm, Zeyneb isimlerinde idi. Bunlardan Muhsin, küçükken vefat etmişti. 6) Abdullah:Hicretten önce, onbirinci senesi Mekke'de doğdu: (722). Üç ay yaşadı. Küçükken öldü. "Tâhir ve Tayyeb" Abdullahm diğer isimleriydi. Halbuk^, yukarıda gördük: Tâhir ile Tayyeb İbni İshaka göre, Rasûl-i Ekremin iki ayrı oğluydu. 7) İbrahim:Rasûl-i Ekremin en küçük çocuğu ve en küçük oğluydu. Hicretin sekizinci senesi Medine'de doğdu. İbn İshaka göre, Rasûl-i Ekremin İbrahimden başka bütün çocukları, Peygamberlikten önce doğmuşlardı. İbrahim, Mısırlı Hazreti Mâriyeden dünyaya gelmiş, Hazreti Âişenin rivayetine göre, onyedi veya onsekiz aylıkken vefat etmişti. Rasûl-i Ekrem, İbrahimin doğumundan çok memnun olmuş, yedinci günü bir ziyafet vermiş, fukaraya sadaka dağıtmış, oğluna Hazreti İbrahimin adını takmıştı. Çünkü:Rasûl-i Ekremin Hazreti Hadîceden doğmuş olan erkek çocukları küçük yaşlarındayken ölmüşlerdi. Diğer zevcelerinden de evlâdı olmamıştı. Ebû Rafiın zevcesi Selmâ, yeni doğan İbrahime sütannelik yapmıştı. Bu-hârî, "Ümmü Seyf'in ibrahimi emzirdiğini bildirmektedir. Rasûl-i Ekrem, sütanneye uğrar, İbrahimi görür, okşar ve öperdi. İbrahim, Ümmü Seyfin evinde öldü. Hazreti Peygamber, çocuğunun hastalığını duyunca, Avfoğlu Abdurrahmân ile onun yanına gitmiş, İbrahimin ölüm pençesinde kıvrandığını görünce, dayanamamış ağlamıştı. Abdurrahmân:- "Yâ Resûlallah! Ne yapıyorsunuz," deyince, Rasûl-i Ekrem: - "Şefkat duygularım galeyana geldi. " buyurmuştu. Rasûl-i Ekrem, oğlunun cenaze namazını kılmış, Abbâs oğlu Fadl, Zeyd oğlu Üsâme, Maz'un oğlu Osman, İbrahimi mezarına indirmişti.Beki' meza lığına gömüldü. İbrahim öldüğü zaman güneş tutulmuştu. Halk, güneş de mateme katıldı, deyince Rasûl-i Ekrem:- "Güneş ile ay, Allahın âyetlerindendir. Bir fânînin ölümü yüzünden tutulmazlar!" diye hitapta bulunarak, müslümanları böyle batıl iktidaddan uzaklaştırmışlardı Evladın ölümüne sabır Musibetlere sabır, sıddıkların derecesidir. Bunun için Peygamber efendimiz şöyle dua ederdi:(Ya Rabbi, bana öyle yakîn ver ki, musibetler bana kolay gelsin!)[Tirmizi] Oğlu İbrahim ölünce de, (Ya İbrahim, ölümüne çok üzüldük. Gözlerimiz ağlıyor, kalbimiz sızlıyor. Fakat, Rabbimizi gücendirecek bir şey söylemeyiz) buyurmuştu.(Bir çocuk ölünce, Allahü teâlâ, bildiği halde, meleklerine sorar:- Kulumun çocuğunu aldınız, kalbinin meyvesini kopardınız. Peki kulum buna ne dedi? - Ya Rabbi, hamd edip teslimiyet gösterdi.- O kuluma Cennette bir ev yapıp, adını da, “Hamd evi” koyun!)[Tirmizi] Bunları Cennete götürünKıyamette Allahü teâlâ, müminlerin çocukları için, (Bunları Cennete götürün) buyurur. Melekler, çocukların Cennete girmesini söylerler. Çocuklar, (Ana-babamız hani?) derler. Melekler, (Onlar sizin gibi günahsız değildir. Görülecek hesapları var) derler. Çocuklar ağlaşır, (Ana-babamızı almadan girmeyiz) derler. Cenab-ı Hak, çocuklara buyurur ki: (Ey yavrular, haydi gidin, ana-babanızı da alıp Cennete girin!)[Nesai] Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Küçükken ölen çocuklar, ana-babaları ile karşılaşınca, ellerinden tutup, ana-babaları Cennete girinceye kadar, onlardan ayrılmazlar.) [Müslim](Hiçbir Müslüman yoktur ki, büluğa ermemiş bir çocuğu ölsün de, Allahü teâlâ, bol rahmeti sebebiyle, onu Cennete koymasın.)[Buhari, Nesai](Üç evladı ölmüş olan bir Müslüman ateşe girmez.) [Buhari, Müslim](Kimin bâlig olmamış üç evladı ölmüşse, bu çocuklar, onu ateşten koruyan bir kale olur, ölen evlat iki, hatta bir olsa da...)[Tirmizi] Peygamber efendimiz, (Üç çocuğu ölen, Cennete girer) buyurdu. Oradakiler, (İki çocuğu ölen de mi?) diye sual edince, (İki çocuğu ölen de Cennete girer) buyurdu. (Ya bir çocuğu ölen?) diye tekrar sual edilince, buyurdu ki: (Allah’a yemin ederim ki, bir çocuk doğup hemen ölse, annesi sabredip sevabını Allahü teâlâdan beklerse, annesini Cennete götürür.) [Taberani] Yine buyurdu ki:(Alan da, veren de Allahü teâlâdır. Çocuğu ölen o kadına taziyede bulunun. Sabretsin, ecrini görecektir.) [Müslim] Musibete uğrayanı teselli etmelidir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Çocuğu ölen kimseyi teselli edene Cennet hırkası verilir. Musibete uğrayanı teselli eden, onun sevabı kadar sevap kazanır.) [Tirmizi] Sual: Çocuğum yok veya öldü diye fazla üzülmek uygun mu?CEVAPHayır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:(Allahü teâlâ sevdiği kulu kendisine bağlar. Çoluk çocuğu ile meşgul etmez.) [Deylemi] İnsanlara dert, bela, musibet birkaç bakımdan gelir: 1- Bunlardan biri işlediğimiz günahlar sebebiyledir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Belaların gelmesine sebep günah işlemektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Size gelen musibet, işlediğiniz [günahlar] yüzündendir.) [Şura 30] (Sana gelen kötülük, kendindendir, [günahların yüzündendir.])[Nisa 79] (Bir millet, kendini bozmadıkça, Allah onların hallerini değiştirmez.) [Rad 11] 2- Bela, hastalık ve musibetler, günahların kefareti [affolması] için gelir. Dünyada musibetlere maruz kalıp da güzelce sabreden kimse, ahirete günahsız gider. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Her musibet, affedilecek bir günah için gelir.) [Ebu Nuaym] (Mümine gelen her sıkıntı, günahlarına kefaret olur.) [Buhari] (Müminin günahları affoluncaya kadar bela ve hastalık gelir.)[Hakim] İnsan kendisine gelen beladan hoşlanmaz. Halbuki günahları affolacak ve güzel sabrederse ahirette büyük nimetlere kavuşacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinize; sevdiğiniz şey de, kötülüğünüze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.) [Bekara 216] 3- Cennette yüksek derecelere kavuşması için mümine musibet gelir. Bunun için Peygamberlere çok bela gelmiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Nimete kavuşması için insana musibet gelir.) [Buhari] (Musibet, kavuşulacak bir derece için gelir.) [Ebu Nuaym] (Allahü teâlânın hayrını murad ettiği kul, belaya maruz kalır.)[Taberani] (Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa idi, bu ikisi onun helakı için kâfi gelirdi.) [İ.Asakir] (Mümin, keler deliğine saklansa, ona, eza edecek biri musallat olur.) [Beyheki] (Dünya, [Cennetteki nimetlerin yanında] mümine zindandır.)[Müslim] (Allah’ı ve Resulünü seven, belaya [hazırlıklı olsun] zırh giysin!)[Beyheki] (En şiddetli bela, Peygamberlere, velilere ve benzerlerine gelir.)[Tirmizi] Demek ki belanın en şiddetlisi, Allahü teâlânın çok sevdiği kimselere geliyor. Belalara sabır, sıddıkların derecesidir. Peygamber efendimiz, kendisine gelecek musibetlere karşı dayanma gücü vermesi için Allahü teâlâya dua ederdi.4- Bela, imtihan için de gelir. Bakalım kul, Allahü teâlânın gönderdiği belaya razı olacak mı, olmayacak mı? Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Şüphe edilen altın, ateşle muayene edildiği gibi, insan da bela ile imtihan olur.) [Taberani] (Ya Rabbi, beni sevene, hayırlı mal ver! Bana düşmanlık edene de çok mal, çok evlat ver!) [İbni Asakir] Mal ve evlat fitne mi?Mal ve evlat kötü mü de böyle buyuruluyor? Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki: (Mallarınız ve çocuklarınız sizin için elbette bir fitnedir.) [Tegabün 15] Fitne imtihan demektir. Anarşi, bozgunculuk, günah, şirk, bela, düşman ve daha başka manalara da gelir. Mal ve çocuklar hayırlı olmazsa bela olur, fitne olur. Peygamber efendimiz, (Zenginlerin ve kadınların çoğunu Cehennemde gördüm) buyurdu. Halbuki Cennete gidecek zenginler ve kadınlar da çoktur. (Ramuz) (Sizin çokluğunuzla, diğer ümmetlere karşı iftihar ederim) ve(Velud [doğurgan] kadınla evlenin) hadis-i şerifleri, evlenmeyi teşvik etmektedir. İbni Asakir’in bildirdiği (İki yüz yılından sonra en iyiniz, hanımı ve çocuğu olmayandır) hadis-i şerifi, ortam müsait olmayınca, çoluk çocuk sahibi olmamanın daha iyi olduğunu göstermektedir. Bir Müslümanın çocuğu, ölüm döşeğinde iken, 360 melek gelir, o masumun karşısında durup, (Ya masum, müjdeler olsun sana, bugün, ölmüş olan, âbâ ve ecdadını ve bütün komşularını, Hak teâlâdan dile) derler. Melekler, başına bir şefaat tacı ile gayret ve kuvvet gömleğini giydirip, gözünün perdesini kaldırırlar. Perdeler kalkınca, tâ Hazret-i Âdem aleyhisselamdan beri, geçmiş ecdatlarını görür. Onların bazısı için hazırlanan azabı görünce, haykırıp titrer. Bunu bilmeyenler can çekişiyor zanneder. Can alıcı melekler gelirler, (Ya masum, âlemlerin yaratıcısı sana selam söyleyip, “Ben onu yarattım, yine bana gelsin. O ruh emanetini ben verdim, yine bana versin. Onun karşılığında ona Cennet ve didar vereyim” buyurdu. Haydi yüzünü çevir, bak) dediklerinde, o masum da, bakar, melekleri görür. Sevinçten coşup titrer ve döşeğinde can vermeye atılır. Yine o azap içindeki ecdatları gözüne erişince, yine canını vermek istemeyip, (Ey melekler! Allahü teâlâ, akraba ve ecdadımı bana bağışlasın) der. Allahü teâlâ da, (İzzim hakkı için bağışladım)buyurur. Melekler, (Ya masum, sana müjdeler olsun, Hak teâlâ, imanı olanların günahlarını bağışladı ve bütün dileklerini kabul eyledi) dediklerinde, masum sevinçli iken, masumun anası ve babası suretinde iki huri gelip, kollarını açarak, (Ey evladımız, bizimle gel, biz Cennette sensiz olamayız) derler. Masumun eline bir Cennet meyvesi verirler. Masum, meyveyi koklarken Azrail aleyhisselam, kendi gibi, bir güzel masum olup, habersizce canını alır ve Cennete götürür. Orada, yeşil bir sahra vardır. Masum, (Beni buraya niçin getirdiniz) diye sorar. Melekler şöyle cevap verirler:Kıyamet yeri vardır. Çok sıcaktır. Bu sahrada, 70 bin rahmet pınarı vardır. Resul-i ekremin havzının başında durup, nurdan bardakları görürsün. Hz.Muhammedin eşlerinin isimleri Hz. Sevde binti Zem’a (r);Hz. Aişe (r);Hz. Hafsa binti Ömer (r);Hz. Zeynep binti Huzeyme (r);Hz. Zeyneb binti Cahş (r);Hz. Ümmü Seleme (r);Hz. Ümmü Habîbe (Remle binti Ebî Süfyan) (r);Hz. Cüveyriye binti Hâris (r);Hz. Safiyye binti Huyey (r);Hz. Mâriyetü’l-Kıbtiyye (Ümmü İbrahim) (r);Meymûne binti Hâris (r) PEYGAMBERİMİZİN AMCALARI * Hz. Peygamber efendimizin 10 amcası bulunduğu, babasıyla beraber 11 erkek kardeş olduğu belirtilir.Haris, Zübeyr, Ebu Talib, Ebu Leheb, Kusem, Dırar, Mukavvim, Hacl, Hz. Hamza ve Hz. Abbasdır. Peygamberimiz Hz Muhammed sas in amcalarının isimleri şöyledir : Haris, Zübeyr, Ebu Talib, Ebu Leheb, Kusem, Dırar, Mukavvim, Hacl, Hz Hamza ra Hz Abbas ra dır http://www.ceddimizosmanli.net/osmanli-denizcisi-piri-reisin-idami/ http://www.ceddimizosmanli.net/canakkale-muharebesi-1917-yili-yemek-listesi/ http://www.ceddimizosmanli.net/fatih-sultan-mehmede-dair-hikayeler/ http://www.ceddimizosmanli.net/ateist-mason-abdullah-cevdet-kimdir/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

https://twitter.com/kanaryamfenerli