13 Mart 2014 Perşembe
the blessings of the world is temporary--LA RAHATE FİD DÜNYA İLLA FİL AHİRE
_/\/\____________/\/\_____________ KANARYAM █▓▒░▒▓█ FENERLİ ¯¯¯¯¯¯\/\/¯¯¯¯¯¯¯¯¯\/\/¯¯¯¯¯¯¯¯¯
the blessings of the world is temporary
LA RAHATE FİD DÜNYA İLLA FİL AHİRE
rahat dünyada değildir,ancak ahirettedir.
“Sizi, bir imtihan olarak, şer ve hayırla deneyeceğiz. Hepiniz de nihayet bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya Sûresi, 35)
Meryem süresinde, Hz. Meryemin yaşadıkları.
“Nihayet (Allah’ın emri gerçekleşti) Meryem İsa’ya gebe kaldı ve o haliyle uzak bir yere çekildi. Sonra doğum sancısı onu bir hurma dalına tutunup dayanmaya zorladı. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim dedi.” (Meryem 22-23)
Ayetten, Meryem validemizin, hüznü, en üst seviyede hissettiğini anlıyoruz. Hz. Meryem, insanların kendisi hakkında söyleyeceklerinden dolayı o denli büyük sıkıntı ve üzüntü içerisindeki tüm bunları yaşamaktansa; “Keşke bundan önce ölseydim” diyerek ölmüş olmayı temenni ediyor. Karşı konulmaz bir özlem ile “unutulmuş” olmayı arzuluyor.
İşte bu dayanılmaz acılar içinde boğuşurken, Allah Teala onu teskin ediyor, üzüntüsünü bertaraf ediyor:
“(Cibril-i Emin, kimi tefsirlerde Hz. İsa,) Meryem’e, aşağı tarafından şöyle seslendi. “Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında bir ırmak akıttı. Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ben Rahmân (olan Allah)a bir oruç (susmak) adadım. Onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım de.”
Allah Teala, Meryem validemizin ölümü temenni edecek kadar derinleşen hüznüne mukabil, Cibril-i Emin vasıtasıyla “Sakın üzülme” diye sesleniyor ona. Bu sesleniş, sıkıntılar karşısında sabredip, Allah Teala’ya tevekkül eden tüm kullar için de geçerli bir sesleniştir aynı zamanda.
- Müşriklerin tutumu nedeniyle hüzünlenen Efendimiz (a.s.) için Allah Teala, Resulullah (a.s.)’a hüznünü giderecek bir metot öğretiyor:
“Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme.” (Nahl 127)
Allah Teâlâ, davet metoduna ilişkin Efendimiz (s.a)’e “sabretmesini” emrediyor. İnsanların doğru yola gelmediklerini gördüğünde de üzülmemesini telkin ediyor. Müfessirler bu noktada üzüntünün, yılgınlığın pek çok yerde olduğu gibi Allah’a davette de kişinin görevini ifa noktasında alıkoyucu çok önemli bir faktör olduğunun altını çiziyorlar.
Yine bu noktada, sabır konusunda altı çizilen bir başka husus var;
Bazen sabrının denenmesi noktasında insan eziyete uğrar, Rabbine karşı beslediği güvenin sınanması için beklediği ilahi yardım gecikebilir, fakat her şeye rağmen sonunda zafer bellidir ve apaçık bilinmektedir:
“Çünkü Allah kesinlikle kötülükten uzak duranlarla ve iyi davranışlılarla beraberdir.” (Nahl 128)
- Bir başka ayeti kerimede Allah Teala yine Efendimize hitaben buyuruyor:
“Onlar iman etmiyor diye “üzüntüden” nerdeyse kendini yiyip bitireceksin. (Şuara 3)
Bu ifade Resulullah’ın -salat ve selam üzerine olsun- müşriklerin ilahi mesaj yalanlamalarına ne kadar üzüldüğünü tasvir etmektedir. Zira o bu yalanlamadan sonra onların başına gelecekleri kesin biçimde bilmektedir. Bu nedenle onlar adına içi yanmaktadır. Çünkü onlar kendisinin ailesi, aşireti ve milletidir. İçi daralmaktadır. Bu durumda Rabbi ona acımakta, üzüntüsünü hafifletmektedir. İşini kolaylaştırmakta ve ona demektedir ki: Onları imana getirmek senin görevin ve yükümlülüğün değildir. Eğer onları imana zorlamak isteseydik, biz zorlayabilirdik.
- Hz. Yakup (a.s.)’un, oğlu Hz. Yusuf (a.s.)’un acısı karşısında duyduğu hüznü tasvir eden bir başka ayeti kerime:
“Hz. Yakub, yüzünü başka tarafa çevirerek; `Vah Yusuf’um vah!’ diye inledi. Gözleri hüzünden ağarmıştı, buna rağmen acısını içine gömüyor, belli etmiyordu. “ (Yusuf 84)
Hüzne ilişkin bundan daha beliğ bir tasvir göremiyoruz Kur’an’da. Hz. Yakup (a.s.) oğlu Hz. Yusuf (a.s.) için o denli üzüntü duymaktaydı ki gözleri ağlamaktan ağarmıştı.
Oğulları, Hz. Yakup (a.s.)’ın bu üzüntüsü karşısında ona şöyle sesleniyorlar:
“Vallahi, Yusuf Yusuf diye diye ya yatağa düşeceksin, ya da helâk olacaksın dediler.” (Yusuf 85)
Hz. Yakup (a.s) da oğullarına şöyle karşılık verir:
“Ben acımı ve ızdırabımı yalnız Allah’a şikayet ediyorum ve ben Allah hakkında sizin bilmediklerinizi biliyorum.” (Yusuf 86)
Fizilal-il Kur’an tefsirinde Seyid Kutub, bu ayeti şöyle yorumluyor:
Salih kul Hz. Yakub’un yüreğinde bu sözün neler çağrıştırdığını kavrayabilenin tadacağı zevki aktarabilme noktasında bizim sözcüklerimiz yetersiz kalıyor. Bu zevki tatmış bir kalbe, sıkıntılar -hangi boyuta ulaşırsa ulaşsın-, ondaki gözle görürcesine imanın verdiği duygu ve zevki arttırmaktan başka bir şey yapamaz.
- Hüzne dair seçtiklerimizden son ayetimiz, Ali İmran süresinden. Allah Teala bütün müminlere hitaben buyuruyor ki;
“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” (Ali İmran 139)
illâ selase-i sohbet-i ihvan, tilavet-i kur’ân, zikr-i rahman
dostlarla sohbet, kur’ân okumak, yaradanı hatırlayıp anmak
“Kim Allah’a hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmadan ölürse, (sonunda) Cennete girer.”
“Kim Allah’tan başka ilah olmadığına şahadet getirirse, Cennet o kimseye vacip olur.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce)
“İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan orucu tutman, gücün yettiği takdirde Beytullah’a haccetmendir.”
“(İman;) Allah’a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Kadere yani hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna da inanmandır.”
“İhsan, Allah’ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi Allah’a ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni görüyor.”
(Buhârî, Müslim, İbnu Mâce, Nesâî, Ebû Dâvud, Tirmizî)
“Uğursuzluk yoktur. Ancak üç şeyde uğur olabilir: kadında (eşte), atta (binekte), evde (meskende).”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce)
“Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır.” (“Ameller ancak niyetlere göredir. Kişi için ancak niyet ettiği şey vardır.”)
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbnu Mâce, Muvattâ)
“Sizden birisi işlediği ameliyle cennete giremez.”
Sahabiler: “Ey Allah’ın Resûlü! Sen de mi (kendi işlediğin amelle cennete giremeyeceksin)?” diye sordular.
Peygamber (s.a.v.): “Ben de (giremem). Ancak Allah’ın, kendi katından bir rahmetle beni örtmüş olma hali hariç.”
(Buhârî, Müslim, İbnu Mâce)
“İslam (eşine rastlanmadık bir şekilde) garib olarak başlamış¬tır. Yine ilk başladığı gibi garib olarak (eski) haline döne¬cektir. Gariblere müjdeler olsun!”
(Müslim, Tirmizî, İbnu Mâce)
“Müslüman, diğer müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir.”
(“Muhacir de Allah’ın haram kıldığı şeylerden uzaklaşan kimsedir.”; “Mümin de insanların kendisinden emin olduğu kimsedir.”)
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî, Tirmizî, İbnu Mâce)
“Haya (ar, utanma duygusu), imandandır.”
(Buhârî, Müslim, Nesâî, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce)
“İman bakımından müminlerin en mükemmeli (değerlisi), ahlak yönün¬den en güzel olanıdır.”
(Buhârî, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce)
“Merhamet etmeyen kimseye, merhamet edilmez.”; “Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî)
“Ademoğlunun bir vadi dolusu malı (altını) olsaydı, mutlaka bir ikincisi ve üçüncüsünü isterdi. Ademoğlunun iç boşluğunu (nefsini veya gözünü) ancak toprak doldurur. Allah, tevbe edenleri bağışlar.”
(Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbnu Mâce)
“Ümmetime zorluk vermeyecek olsaydım, her namaz için abdest al¬malarını ve her abdest alırken de misvak kullanmalarını onlara emreder¬dim.”
“Ümmetime zorluk vermeyecek olsaydım, her abdest almada onlara misvak kullanmalarını (dişlerini misvakla temizlemelerini) emrederdim.”
“Ümmetime zorluk vermeyecek olsaydım, her namaz için misvak kullanmalarını emrederdim.”
(Buhârî, Müslim, Nesâî, Ebû Dâvud, Tirmizî, Muvattâ, İbnu Mâce)
“Kim şu abdestim gibi abdest alır, arkasından iki rek'at namaz kılar ve namazda kendi kendine (dünyevi bir şey) konuşmazsa geçmiş günahları affedilir.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, Muvattâ, İbnu Mâce)
Resûlullah (s.a.v.), Hz. Muâz’ı (r.a.) Yemen’e gönderdi. (Giderken) ona dedi ki: “Sen Ehl-i Kitap bir kavme gidiyorsun. Onları davet edeceğin ilk şey Allah’a ibâdet olsun. Allah’ı tanıdılar mı, kendilerine Allah’ın zekâtı farz kılmış olduğunu, zenginlerinden alınıp fakirlerine dağıtılacağını onlara haber ver. Onlar buna da itaat ederlerse kendilerinden zekâtı al. Zekât alırken halkın (nazarlarında) kıymetli olan mallarından sakın. Mazlumun bedduasını almaktan kork. Zira Allah’la bu beddua arasında perde mevcut değildir.”
(Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Nesâî, Muvattâ, İbnu Mâce)
“Allah’ım! Aczden, tembellikten, korkaklıktan, düşkünlük derecesine varan ihtiyarlıktan, cimrilikten sana sığınırım. Keza, kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.”
(Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Nesâî, İbnu Mâce)
“Ev halkım içerisinde, bana en sevimli olan (kızım) Fatıma’dır.”
(Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Nesâî)
“Evim (veya kabrim) ile minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir.”
(Buhârî, Müslim, Muvattâ)
“Ben ne cimriyim, ne yalancıyım, ne de korkağım.”
(Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud)
“Ben peygamberlerin mührüyüm (sonuncusuyum) ve benden sonra peygamber de yoktur.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce)
“Resûlullah (s.a.v.) ayakları kabarıncaya kadar geceleri kalkıp namaz kılardı. Kendisine: “Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun)?” denildi.
“Şükredici bir kul olmayayım mı?” cevabını verdi.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Muvattâ, Nesâî, İbnu Mâce)
“Bize (peygamberlere) hiç kimse mirasçı olamaz. (Mal cinsinden geride) bıraktıklarımız, hep sadakadır.”
(Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Nesâî, Muvattâ)
“Resûlullah (s.a.v.) çirkin isimleri değiştirirdi, çocuklara veya büyüklere güzel isim veya künye verirdi.”
(Tirmizî, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî, Muvattâ, İbnu Mâce)
“İslâm beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kâbe’ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak.”
(Buhârî, Müslim, Nesâî, Ebû Dâvud, Tirmizî)
“Bilesiniz, güneş ve ay bir kimsenin ölümü veya hayatı için tutulmaz. Onlar Allah’ın ayetlerinden iki ayetidir, kullarına gösterir. Bunların tutulduğunu görünce namaza koşun.” (oğlu İbrahim vefat ettiğinde Güneş Tutulmasının gerçekleşmesi ve bazı insanların bu iki olayı birbirine bağlaması üzerine söylenmiştir)
(Buhârî, Müslim, Nesâî, Ebû Dâvud, Tirmizî, Muvattâ)
“Allah Tealâ hazretleri, her şeyde iyiliği emretmiştir. Öyleyse öldürdüğünüz zaman öldürmeyi iyi yapın. Kesecek olursanız kesmeyi iyi yapın. Bıçağın ağzını bileyin. Hayvana (zahmet vermeyin) rahat ettirin.”
(Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Nesâî, İbnu Mâce, Buhârî)
“Kişinin yaptığı dualar içerisinde en hayırlısı şudur: Allahümme innî es’eluke’l-mu’âfâte fid-dünya ve’l-âhireti (Ey Allah’ım! Senden dünya ve ahirette afiyet istiyorum).”;
“Allah’tan (dünya ve ahiret için) afiyet dileyin.”
(Tirmizî, Ebû Dâvud, Nesâî, İbnu Mâce, Müslim)
“(Yapılan) her iyilik (hayır), bir sadakadır.”
(Buhârî, Müslim, Nesâî, Ebû Dâvud, Tirmizî)
“Kim bir şey hususunda yemin eder, sonra da hilafını daha hayırlı görürse, derhal kefâret vererek yemininden vazgeçsin ve yemin ettiği husustan daha hayırlı olanı yapsın.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, Muvattâ, İbnu Mâce)
“Kim bizi aldatırsa, bizden değildir.”; “Aldatan bizden değildir.”
(Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce, Buhârî)
“Her sarhoş edici (içecek), haramdır.”
(Buhârî, Müslim, Nesâî, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce, Muvattâ)
“Allah, ... kimsenin yüzünü ağartsın (sevindirsin, güzelleştirsin, nimetlendirsin).”
“Allah, benim sözümü dinleyip de belleyen, sonra da onu işitmeyene ulaştı¬ran kimsenin yüzünü (kıyamet günü) ağartsın; çünkü nice fakih (fıkıh bilgisini taşıyan kimse, meseleleri kavrayan kimse) vardır ki, fakih değildir. Yine nice fakih var ki, kendinden daha fakih olan kişiye bilgisini götürür.”
“Ben¬den bir şey dinleyip de işittiği şekilde onu ulaştıranın yüzünü (Allah, kıyamet günü) ağartsın; çünkü nice (bilgi) taşıyıcısı vardır ki, dinleyenden daha iyi beller.”
“Benden bir şey işitip onu (artırıp eksiltmeden) işittiği şekilde başkasına ulaştıran kimsenin (Kıyâmet günü) Allah yüzünü taze kılsın. Zira, kendisine ulaştırılan öyleleri var ki, bizzat işitenden daha iyi kavrar.”
“Allah benim sözümü işitip belleyen, sonra da onu benden (başkasına) ulaştıran kimsenin yüzünü Kıyâmet günü ağartsın. Zira nice ilim taşıyıcılar vardır ki, alim değildir. Nice ilim taşıyıcıları ilmi, kendinden daha alim olana taşırlar.”
(Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce)
“Bu söylediklerimi duyanlar, duymayanlara ulaştırsınlar. Bazan söz kendisine ulaştırılan kimse, ulaştırılan sözü, bizzat dinleyenden daha iyi beller.”
“(Bu anlattıklarımı, burada) sizden hazır olan(ınız), olmayan(ınız)a ulaş¬tırsın.”
“(Burada) hazır olanınız, (bu anlattıklarımı) olmayanınıza ulaştırsın.”
“(Burada) hazır olan kimse, (bu anlattıklarımı) olmayana ulaştırsın.”
“Sizden burada hazır olanlar, hazır olmayanlara ulaştırsın.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbnu Mâce)
“Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce)
“İlim öğrenmek, (kadın-erkek) her müslü¬mana farzdır.”
(Tirmizî, Buhârî, Müslim, Muvattâ, İbnu Mâce)
“Kim (kendisine) bir bilgiden sorulup da onu gizleyip söylemezse kıyamet günü ateşten bir gem ile gemlenir.”
(Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce)
“Allah’a isyanda (kula) itaat yok! Taat ma’ruftadır!” (iyi işlerdedir)
(Buhârî, Müslim, Nesâî, Tirmizî, Ebû Dâvud, İbnu Mâce, Muvattâ)
“Din (Allah için, kitabı için, Resûlü için, müslümanların imamları ve hepsi için) nasihatten ibarettir.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî)
“Zulüm, Kıyamet gününde karanlıklar olacaktır.” (“Zulümden sakının. Çünkü zulüm, kıyamet gününde karanlıklar olacaktır.”)
(Müslim)
“Delil getirme, iddia sahibine (talep edene) aittir. Yemin ise, iddiayı inkar eden kimseye (davalıya) aittir.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbnu Mâce)
“Kim bir hastayı ziyaret ederse, oturuncaya kadar (İlahi) rahmet içerisinde kalır. Oturduğunda, (İlahi) rahmet onu kuşatır.”
(Muvattâ, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce)
“Müslüman olduktan sonra iyi olana, cahiliye devrinde yaptıklarından sorulmayacaktır. Kötü amel işleyene, hem İslâm’daki ameli hem de önceki ameli sebebiyle hesap sorulacaktır.”
(Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvud, İbnu Mâce, Muvattâ)
“Her peygamberin (Allah katında) kabul edilecek bir duası vardır. Her peygamber, o duayı yapmada acele etti (dünyada yaptı). Ben ise, bu duamı Kıyamet Günü’nde ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım.”
(Buhârî, Müslim, Tirmizî, Muvattâ, İbnu Mâce, Ebû Dâvud, Nesâî)
“Salih rüya (veya müminin rüyası), peygamberliğin kırk altı (veya kırk, elli, yetmiş) parçasından (cüzünden) bir parçadır.”,
“Zaman yaklaşınca, mü’minin rüyası, neredeyse yalan söylemeyecek. Mü’minin rüyası, nübüvvetin (peygamberliğin) kırk altı (veya yetmiş) cüzünden bir cüzdür.” (“Peygamberlikten cüz olan şey yalan olamaz.”)
(Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Muvattâ, İbnu Mâce)
“Ümmetim yağmur gibidir, evveli mi, ahiri mi daha hayırlıdır bilinemez.”
(Tirmizî)
“Kim malı (veya kanı/canı, dini, ailesi) uğrunda öldürülürse, şehiddir.”
(Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbnu Mâce, Buhârî, Muvattâ)
“İman, yetmiş küsur -bir rivâyette altmış küsur- şubedir. Haya imandan bir şubedir.”;
“Bu şubelerden en üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara çıkarmaktır.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbnu Mâce) {27}
“Kur’ân okuyan mü’minin misâli portakal gibidir; kokusu güzel tadı hoştur. Kur’ân okumayan mü’minin misâli hurma gibidir; tadı hoştur fakat kokusu yoktur. Kur’ân’ı okuyan fâcir (günahkar) misâli reyhan otu gibidir; kokusu güzeldir, tadı acıdır. Kur’ân okumayan fâcirin misâli Ebu Cehil karpuzu gibidir; tadı acıdır, kokusu da yoktur.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbnu Mâce) {429}
“Allah Teâla, ümmetim, içinden geçen fena şeylerle amel etmedikçe veya onu konuşmadıkça o şey yüzünden ümmetimi hesâba çekmeyecektir.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî, Tirmizî, İbnu Mâce) {511}
“Uykudan uyanınca, sizden hiç kimse, üç sefer yıkamadıkça ellerini kaba banmasın. Çünkü o, ellerinin geceyi (vücudunun) neresinde geçirdiğini bilemez.”; “Biriniz uyanınca elini yıkamadıkça su kabına sokmasın.”
(Buhârî, Müslim, Muvattâ, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbnu Mâce) {3625, 6114}
“Sizden kim halka namaz kıldırırsa namazı (kısa) tutsun. Zira cemaatte zayıf, sakat, hasta ve ihtiyaç sahibi vardır. Müstakil kılınca dilediği kadar uzatsın.”
(Buhârî, Müslim, Muvattâ, Ebû Dâvud, Nesâî, Tirmizî) {2803}
“Oruç perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa “Ben oruçluyum!” desin (ve ona bulaşmasın).”
(Buhârî, Müslim, Muvattâ, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbnu Mâce) {3107-3108}
“Sizden kim (sünnetimize uymayan) bir münker görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse lisanıyla düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu kadarı imanın en zayıf mertebesidir.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbnu Mâce) {89}
“Sizden kimse, duvarına, komşusunun kiriş (hatıl) saplamasına mâni olmasın.”
(Buhârî, Müslim, Muvattâ, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu Mâce) {3421, 6713}
Ebû Saidi’l-Hudrî (r.a.) anlatıyor: Ensar’dan (r.a.) bazı kimseler, Resûlullah’dan (s.a.v.) bir şeyler talep ettiler, o istediklerini verdi. Sonra tekrar istediler, o yine istediklerini verdi. Sonra yine istediler, o istediklerini yine verdi. Yanında mevcut olan şey bitmişti; şöyle buyurdular:
“Yanımda bir mal olsa, bunu sizden ayrı olarak (kendim için) biriktirecek değilim. Kim iffetli davranır (istemezse), Allah onu iffetli kılar. Kim istiğna gösterirse Allah da onu gani kılar. Kim sabırlı davranırsa Allah ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ihsanda bulunulmamıştır.”
(Rezîn, şu ziyadede bulunmuştur: “İslâm’a girip, yeterli miktarla rızıklandırılan ve verdiği bu miktara Allah’ın kanaat etmeyi nasip ettiği kimse kurtuluşa ermiştir.”)
(Buhârî, Müslim, Muvattâ, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî) {4857}
“Sarhoşluk veren her içki haramdır.”
(Buhârî, Müslim, Muvattâ, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî) {2262}
“(Alıcı olmadığınız hâlde, fiyatları kızıştırmak için) müşteri ile satıcının aralarına girmeyin.”
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbnu Mâce) {269}
“İnsanlara ne oluyor ki, alış-verişlerinde Kitabullah’ta bulunmayan şartları koşuyorlar? Kitabullah’ta olmayan bir şart koşana bu helâl olmaz. Böyle biri yüz şart da koşacak olsa, Allah’ın şartı daha doğru, daha sağlamdır.”
(Buhârî, Müslim, Muvattâ, Ebû Dâvud, Nesâî, Tirmizî, İbnu Mâce) {281}
Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) şehirlinin köylü adına alış-veriş yapmasını, alıcı olmadığı halde alıcı imiş gibi görünüp yüksek fiyat vererek fiyat artırmayı, iki kimsenin başlattığı alış-veriş muamelesi kesinlik kazanıp tamamlanmadan bir başkasının aynı mal üzerinde alış-verişe girişmesini, bir kız istetilmiş iken ona tâlib olmayı, bir kadının -kız kardeşinin kabındakini almak için- kocasına onu boşamasını taleb etmesini yasakladı.”
Bir başka rivâyette: “...Kardeşinin satışı (kesinleşmeden araya girip fiyatını) artırmasın” şeklindedir. Bir başka rivâyette: “...Kişi kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasın.”
(Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvud, Muvattâ) {299}
“Borcunu ödeyebilecek durumda olan zengin kimsenin ödemeyi geciktirmesi zulümdür. Biriniz bir zengine havâle olunursa (havaleyi kabul etsin).”
(Buhârî, Müslim, Muvattâ, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî) {1933}
Abdullah ibnu Ömer (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah’ın (s.a.v.) katıldığı gazvelerden birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Resûlullah (s.a.v.) bunun üzerine kadınları ve çocukları öldürmeyi yasakladı.”
(Buhârî, Müslim, Muvattâ, Tirmizî, Ebû Dâvud, İbnu Mâce) {1049}
Ümmü Seleme (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.), odasının kapısında bir münakaşa işitmişti. Yanlarına çıkıp:
“Ben bir beşerim. Bana ihtilaflılar gelir. Bunlardan biri, diğerine nazaran daha belâgatlı (ikna edici) olur. Ben de onun doğru söylediğini zanneder, lehine hükmederim. Ancak kime bir müslümanın hakkını vermiş isem, bunun ateşten bir parça olduğunu bilsin. O ateşi ister yüklensin, ister terketsin (kendisi bilir).” buyurdular.”
Sahiheyn’in bir rivâyetinde hâdis şöyledir:
“Ben de sizin gibi bir insanım. Siz dâvalarınızın halli için bana geliyorsunuz. Bazınızın hüccet yönüyle, diğer bazısından daha ikna edici olması, böylece benim, işittiğime dayanarak onun lehine hükmetmem mümkündür. Kimin lehine, kardeşinin hakkından bir şey hükmetmişsem (bilsin ki), onun için cehennemden bir ateş parçası kesmiş oluyorum.”
(Buhârî, Müslim, Muvattâ, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî) {4897-4898)
Rabbena âtina fiddünya haseneten ve filâhıreti haseneten vekına azaben nar.
Rabbimiz dünyanın (gerçek) güzelliklerini, âhıretin (gerçek) güzelliklerini ver, ateşin azabından bizi koru.
Rabbena lâ tuzığ kulûbena bâ’de iz hedeytenâ, ve heblenâ min ledünke rahmeh, inneke entel vahhab
Rabbimiz gerçeğe erdirdikten sonra kalplerimizi o gerçekten saptırma; bize indinden rahmet bağışla; kesinlikle sen sonsuz bağışlarda bulunansın.
Rabbena ma halâkte haza bâtıla, subhaneke fekına azabennar. Rabbena inneke men tudhılin nâre fekad ahzeyteh ve mâliz zâlimine min ensar. Rabbena innena semi’na münadiyen yunadi lil’iymani en aminu birabbikum feamenna. Rabbena fağfir lena zünûbena ve keffir anna seyyiâtina ve teveffena mâal ebrar. Rabbena ve âtina mâ vaadtena alâ rusûlike ve lâ tuhzina yevmel kıyameh. İnneke la tuhliful miyad.
Rabbimiz, gökleri yerleri ve her ikisi arasındakileri boşuna, hikmetsiz yaratmadın. Münezzehsin (berisin) sınırlılık ve ilkellik ifâdesi olan kavramlardan. Bizi ateşin azabından koru.
Rabbimiz, imana davet edeni duyduk ve iman ettik. Rabbimiz bağışla bizim kusurlarımızı ve sil günâhlarımızı ve dahil et bizleri iyiliğe ermişlere. Rabbimiz, resûllerine bizim için vaad ettiklerini ihsan buyur, kıyâmet günü mahcûb olmaktan bizi koru. Elbette sen sözünden asla caymazsın!..
Rabbena zalemma enfüsena ve in lem tağfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasırıyn.
Rabbimiz nefislerimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, hüsrana uğrayanlardan olacağız.
Rabbi inniy euzü bike en eseleke ma leyseliy bihi ilmün ve illâ tağfirliy ve terhamniy ekün minel hasıriyn.
Rabbim sana sığınırım neticesi hakkında kesin bilgim olmayan bir konuda ısrarla senden bir şey istemekten. Böyle bir hatam dolayısıyla beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen hüsrana uğramışlardan olurum.
Rabbena heblena min ezvacina ve zürriyâtina kurrete a’yunin Vec’alna lilmuttakıyne imama.
Rabbimiz bizlere, gözlerimizi nurlandıracak, korunmak isteyenlere yol gösterecek evlâdlar bağışla eşlerimizden.
Rabbî enniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azab. Rabbî euzü bike min hemezatiş şeyâtıyni ve euzü bike rabbî en yahdurun. Ve hifzan min külli şeytanin marid.
Rabbim şeytan bana sıkıntı veriyor ve işkence yapıyor. Rabbim şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım; ve yine sana sığınırım onların çevremde bulunmalarından. Ve bütün reddedilmiş şeytanlardan koruduk.
Ve in yemseskâllâhu bidurrin felâ kâşife lehû illâ Hu ve in yüridke bihayrin felâ radde lifadlih, yusıybu bihi men yeşaumin ibadih ve huvel gafûrur rahiym.
Eğer Allah sana içini daraltacak bir sıkıntı verirse, O’ndan başka feraha çıkartacak yoktur. Bir hayır da dilemişse sana, onu geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine fazlını nasib eder. O gafûr ve rahiymdir.
Rabbirhamhüma kemâ rabbeyaniy sağiyra
Rabbim, anne ve babama, bana küçücükken gösterdikleri gibi merhamet eyle, rahmetinle sar!
Rabbi evzi’niy en’eşküre nimetekelletiy en’âmte aleyye ve alâ vâlideyye ve en amele salihan terdahu ve aslıhliy fiy zürriyetiy inniy tübtü ileyke ve inniy minel müslimiyn.
Rabbim bana ve ana - babama verdiğin nimetlere şükretmeyi, razı olacağın güzel davranışlar ortaya koymayı, ilham eyle; beni ve zürriyyetimi islah eyle. Sana yanlışlarımdan dolayı tövbe ederim, kesinlikle ben sana teslim olmuşlardanım
İnne rabbiy yebsutur rızka limen yeşâu ve yakdıru leh ve ente hayrur razıkîyn.
Rabbim, şüphesiz ki sen dilediğinin rızkını genişletir, dilediğinin de daraltırsın…En hayırlı rızık ihsan edicisin
Rabbiy edhılniy müdhale sıdkın ve ahrıcniy muhrace sıdkın vec’alliy min ledünke sultanen nasıyra.
Rabbim beni sıdk üzere girdiğim yere girdir ve çıktığım yerden sıdk ile çıkmayı nasib et… Ve bana indinden bir güç ile zafer kazanmayı
nasib et
http://www.tasavvufalemi.com/sayfa.php?yaziNo=136
http://www.ilahi.org/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=34922
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
https://twitter.com/kanaryamfenerli